kalktım. kendimden başka kimse ve birşeyi umursamanın gereksizliğinin bu sabah çok açık seçik farkındaydım. gitarımı alıp salona geçtim. salona geçtim çünkü annemlerin yatak odası benimkinin bitişiğiydi, diye değil. klimayı açıcaktım salondaki, onların odalarının penceresinin önünde duran klimanın motorunu gürültülü bir şekilde çalışacak olmasını umursamadan.
önce pek de güçlü olmayan şekilde çektim telleri, sonra kaptırdım çıkacak sesleri umursamadan. çok geçmedi tabi uykusu benimki kadar olmasa da hafif olan annem geldi. "kızım sen deli misin?"dedi, kızmaktan çok acır bir ifadeyle. babam pek değil de galiba canım anneciğim bu kızının aklından hafif şüphe ediyor:)) neyse.. "uyku tutmadı" dedim. "te allaaaam yaaa" ifadesiyle kafasını yana salladı ve gitti. benim de hevesim kaçtı, gitarı bırakıp tv'yi açtım. izleyemedim sıkıldım, kapattım. birşeyler karaladım sonra, çizmeye çizmeye körelmiş olduğumu farkedince ondan da uzaklaştım. son olarak yatağıma geçip kitap okumaya karar verdim. zaten gerisini hatırlamıyorum.
az önce anne ve babam dışarı çıkıyordu onları uğurlarken birşeyin farkına vardım. ayakkabılarımın kutularında duruyor olması sinirimi bozuyor. çünkü kutuları ara bul çıkar giy sonra yerine kaldır işleri daha bahsi geçerken bile bünyemde bir uyuşukluk-üşenme karışımı his doğurduğundan hep aynı 3 ayakkabıyı giyiyorum. buna neden olan ablama uyuz oldum şimdi. onun bilmem kaç yüz ayakkabısı yüzünden bizimkiler sığıntı kalıyor, açıp yayamıyoruz. neyse.
sağlık mevzularına girmeyeceğim. canım sıkılıyor bu konuda biraz. yine kendime saklamalı.
tamam sıkıldım. bitti.


