sıng with me!


MusicPlaylistRingtones
Create a playlist at MixPod.com

31 Aralık 2009 Perşembe

yine bir yıl!

Evdeyim bugün.. "E"(Çakıl da diebilirim) gelicek, sevgili dostum. Beraber giricez yeni yıla. Dışarısı falan bize göre değil bu pek önemli(!) günde. Yılda bir kez dışarı çıkan, menüdeki 'sınırsız içki' ibaresinin bokunu çıkaracak insanların, 'eller havaya müziği' eşliğindeki rezilliklerini izlemek tarzım da değil zaten. Sağlam elemanlarla, daha az yeni yıl klişesinin yaşandığı bir mekanda, kendi belirlediğin kriterlerde yaşamak daha iyidir her zaman. Fakat bu yıl farklı,(aslında düşündüm de son 2 yıldır böyle), yeni yıl ruhu denen birşey varsa o ben de yok. "Amaaaan yılbaşı da neymiş, neyi kutluyoruz ki gavurlar gibiiii" gibi kalıp lafları sarfetmeyin boşuna. İnsanız ulan! Ne bileyim yenilikler, başlangıçlar heyecanlandırır insanı. Bu, yeni bir iş olur, yeni bir aşk olur, yeni bir yıl olur,, farketmez işte, yeni bşiyler! Ama yok, ben de tık yok! Hissedemiyorum, sanki bir yılın bittiğini bile kabullenemiyorum. Kaldı ki yenisi..I.ıh kaldıramicam. Neyse, baktım her yer "mutlu yıllar"la döşenmiş, yeni yıl mesajları, yazıları ve fotoğrafları her yerde.Günün anlamı içerikli bir yazı yazmaya niyetlendim hemen.
Bu yıl kimse yok sanki, çok ilginç, kimse.. Herkes biryerlerde, uzaklarda falan. Zaten "E" ile de son günlerimiz, 2 0cakta o yolcu. O da uzak olcak artık. 2mizde üzgünüz tabi.Benim önümüzdeki ay yaşayacağımı bildiğim şeyler zamanında yanımda olmasını istediğim tek insan belki de "E". Beni tam anlamıyla anlayabildiği için, anlatmaya gerek duymadığım halde beni duyabildiği için. Beni görebildiği için. gerçek beni.
Bu ay gerçekten zor olacak, olacakları, yaşayacaklarımı nasıl kaldırcam bilmiyorum, galiba bu kadar zor bişeylerle yüzyüze kalmamıştım, kime anlatıcam şimdi bilmiyorum. "E" burda olsa iyi olurdu. Onunda atlatması gerekenler var, ona da güç gelcek biraz. Sonuçta uzaktan destek zor olcak ama oldurabildiğimizce işte...
Ah ah yeni yıl birşey ifade etmiyor kısaca..ya da ediyor da olabilir, sadece iyi şeyler hissettirmiyor. Mesela yeni yılda hala bu masada, yan odadan gelen patronun çekirdek çitleme seslerini duyuyor olucam. Hala "hayal, düş, müş" diye zırvalicam. Hep isticem, hiç olmicak. Duygularım tepinip tepinip durcak, tam olarak ne durumda ne hissettiğimi hiç bi zaman tanımlayamicam. Hep korkcam. Hep isticem tekrar. Hep kırılcam. Hep kırıcam da tabi ki. İnsanlara yine 'umrumda değilsiniz' tavrımı takıncam, ama bok gibi de umrumda olcaklar. Yine bencil olup yine vicdan duycam falan. Annem için üzülücem bi de sanki, öyle bi his var içimde:(

aaaa, bu arada..Dün yaşadığım minicik bir olayı da aktarcam, ve gülcem bitcek sora.
Urascığıma yılbaşında armağan etmek üzere mini mini kıpkırmızı uğur böcekli, uğur getirmesi niyetiyle aldığım patik-ayakkabı arası birşey almış çıkıyordum ki mağazan, karşıdaki piyango bileti satan adamı gördüm. Niyetlendim ulan, ilk kez kendime bir bilet alcaktım ve görmüşken alayımdı. (aslında şansıma fln güvenmem, şansımın nasıl bşe olduunu anlatmama yetecek bir iddaa -kaç 'a' ile yazlıliodu lan bu,, neysse- örneğim var ama başka yazılara işalla) yaklaştım tezgaha, sonu 7 ile biten bir çeyrek bilet istedim. aldım ve 10 tl yi uzattım. paramın üstünü beklerken 2. piyangocu amca (artık ortak mı işletiolar napiolarsa) 5 tl'm olup olmadıını sordu. Ben de "ne alaka lan 5 tl yi verince tam para fln da veremez,neyse vardır bi bildiği" diye düşünerek var dedim ve uzattım onu da. Evet şimdi buraya dikkatinizi çekmek istiyorum, herif naptı? "Al bunu da" diyip bi bilet daha verdi elime. Baktım "bu ne ya? almicam ben 1 tane alcam yaa" dedim mızmız mızmız, aldım paramı ve hayretler içerisinde orayı terkettim. Adama bak ya, resmen üzerimde psikoloji yaptı hee! Heralde şans mans olaylarına deli gibi inanan insanlar, "uuww var bunda bi hayır, almazsam acaba şansımı geri mi çevirmiş olurum,,uff benim aldııma çıkmazsa ve bu adamın verdiğine çıkarsa, almazsam pişman olur muyum" vb tarzında düşünce çalkantılarına kapılıp, kurtulmak için alıyordur. Ama yemezler şekerim!
Hadi ii yıllar dileyeyim, klasik olsun.
İyi Yıllar!
Edit: gülmeyi unutmuşum ulan:)
ahan da gülüyorum bitiyor..
Nihohahahhaha:)))

29 Aralık 2009 Salı

kariyerim


vay benim kara bahtım kem talihim vaaaayyy... yok canım senin kariyerin yerinde saymaktan ibaret olacak. vazgeç, hatta mevcut işini de bırak, kır dizini otur evinde.. hayallerimin peşinde koşcam palavralarıyla harcadım milleti, lakin kandırdığım bir kendimmişim onu şuan posta kutuma gelmiş mail sayesinde anladım. işte paylaşıyorum:)) okuyamıyorsanız söyleyeyim,, kariyerime uygun ilanlar olarak engelli kadrosundan bahsediyor:) acaba bunu simgesel anlatım şekli olarak düşünüp derin anlamlar mı çıkarmalıyım, hatta beynim şu an üretti bile birşeyler.. neyse işte bu kadar! çok kırıldım çok!

25 Aralık 2009 Cuma

my blueberry nights__3

Görüyorum, dönmüş, orda uzanıyor beni bekliyor. Hiç de merak etmiyorum neden dışarda yere öyle uzandığını. Yakınına geldiğimde ilgimi çeken öncemsiz birşey var, cep telefonum mu artık bilmiyorum, bir an gözümü ondan ayırıyorum. sonra baktığımda başucunda birini görüyorum bana anlamsız gözlerler bakıyor bir eli de onun göğsünde. "Nefes almıyor, galiba kalbi de atmıyor" diyor. sözleri algılamaya çalışıyor beynim, inanama gibi bi durum söz konusu değil tabi. olamaz ki öyle birşey, beni bekliyor çünkü. kalbinin atmaması demek.. yok yahu şaka yapıyor, sadece beni korkutmak, belki cezalandırmak için nefesini tutuyordur. Bir filmde görmüştüm kalbinin atışını kontrol altına alabilmek ve ölü numarası yapabilmekten bahsediyordu bir adam,,o geliyor aklıma.
"Bi daha baksana" diyorum, artık her kimse o! bakıyor ve bir de benim bakmam için geriye çekiliyor. eğiliyorum üstüne, götüremiyorum elimi göğsüne. parmaklarımı avuç içime bastırıp yumruğumu indiriyorum göğsüne,, belki tepki verir. bişey olmuyo.. korka çekine elimi bastırıyorum sol tarafına. hala inanama vaziyetlerindeyim. başımı sağa çevirip sağ elimi başımın üzerinden uzatıp sol taraftaki saçlarımı yüzünü kaşındırmasın diye tutup eğilerek sol kulağımı yüzüne yaklaştırıyorum, nefesini duyarım ben onun. bir ben duyabilirim belki onu. eğildiğimde yerdeki başka birşey dikkatimi çekiyor. kırmızı bir kutu var küçük, saat kutusu diye düşünüyorum. bana hediye getirmiş diyorum, uzanıp alıyorum. çekinerek de olsa açıyorum. sesini koymuş sanki kutuya, çünkü "bana ne bırakmış?" diye açtığım kutu bana "yalnızlığın" diye cevap veriyor, onun sesiyle.
inanıyorum şimdi..

24 Aralık 2009 Perşembe

off, yine aynı şeyler galiba..

Oturdum bekliyorum, sadece bekliyor..
Ne kadar bahaneci biri oldum çıktım ya, ben bile şaşırıyorum bazen.
Geçen cuma için inanılmaz bir stresim vardı, 1,5 ay falan o stresten başka bir şey düşünemez, başka bir şeye odaklanamaz olmuştum. Hoş, zaten hali hazırda doğuştan içimde yer alan bir odaklanma problemim de yok değil. Yapmak istediğim ,bu zaman için imkanlılığı mevcut veya olmayan, o kadar çok şey var ki hızla beynimde dönüyorlar sırayla. O karelerden birini yakalayabilsem üzerine yoğunlaşıcam. İşte geçtiğimiz cumaya kadar "cuma geçsin bunlara yoğunlaşıcam" diyordum, daha sağlıklı daha üretken olurum umuduyla. Cuma geçeli bir haftayı buldu ama hala üşengeçliğim ve işe yaramazlığımla zamanı boşa harcayıp, boşa oksijen tüketip duruyorum. Evet, sadece duruyorum. Yıllar geçecek ve ben yine elde avuçta, daha doğrusu beynimin haz bölgesinde hiçbişeysiz burda durucam.
Aslında asıl sorunumun farkındayım, odaklanma! Bu yüzdendir ki potansiyelimin çok altında yaşarım ben, hiçbir şeyden de zevk almam ayrıca, alamam.
Bunu sağlayacak koşulları keşfetmem gerekiyor. Hep kendimleyim evet ama biraz daha yalnız olmalıyım galiba. Sosyal aktivitelere bir süre ara versem iyi olacak gibi görünüyor, en azından başkalarıyla olanlara. Böylece daha çok düşünebileceğim.
İş çok vaktimi alıyor, uykudan kısıyorum ama yetmiyor. Akşamları arkadaşlara vakit ayırmayı bırakmalıyım, haftasonları da daha az dinlenmeli sonra daha fazla kendimi dinlemeliyim. Tekken daha güzel herşey. Hedef falan belirlemeyi sevmiyorum, o işe hiç girişmeyeceğim. Şimdilik sadece benle kalıp neler olacağını izleyeceğim.
Hadi bakalım Marla, izle ve gör! >>Yapabilir misin, merak ettim doğrusu*-) <<

21 Aralık 2009 Pazartesi

karınca baskını

küçükken, ilkokul zamanlarından bir zamanda, yediğim cipslerin ve krakerlerin paketlerini düzgün bir şekilde, yatağımı kaldırıp altına koyardım. anlamsızca biriktirdim bir süre. annemin bu durumu keşfetmesi benim için çok acı oldu. havalandırmak istediği bir vakit yatağımı kaldırıp altını basmış karıncalarla şok olmuş kadın. cips ve kraker paketleri işin bonusu tabii ki:)
ya anne ne kızıyorsun, ben farketmemiştim karıncaları!

15 Aralık 2009 Salı

tembellik

işler sallandıkça sallanır.. "bugün yaparım, yok yok yarım kesin"

tırnaktaki ojenin kendi kendine silinip gitmesi sabırla beklenir.. "eve gideyim de sileyim artık şunları", "off yine unuttum, neyse yatağa girdim artık sabah silerim"

her sabah saatin alarmı bir 5 dakika daha fazladan ertelenir.. "off bugünlük böyle olsun, yarın ertelemicem", "hava çok soğuk yataktan çıkasım yok yaaa"

makyaj yapılmadan işe gidilir.. "aman kime makyaj yapcam ya bugün canım istemedi, ofiste de insan yüzü mü görüyorum sanki"

bir önceki gün giyilen kıyafetler giyilir.. "off hiç kıyafet seçecek halim yok bunlar beni gayet güzel ısıtmışlardı"

denetime geleceklerdir, son 3 gündür ama hala eksikler vardır.. "offf kime laf anlatcam şimdi bunu yaptırmak için, iyisi mi yarın yaparım"

eve iş getirilir, ofiste yapılacak çok iş var diye, ama bir türlü o iş yapılamaz 5 gün boyunca çantada işe gider gelir, gider gelir.. "ortada ne var ki neyi yazacam ben şimdi bu karar listesine, yoktan var mı etcem arkadaş ya.neyse ama ya rüyalarıma giriyor, yatmadan yapayım bari..tabi önce bloguma bşeler karaliimm"

bu liste de böyle uzar gider. tembellik ince hastalıktır, bir yakalanınca iyileşmesi çok zordur.
umuyorum ki panzehiri bulunacaktır ve ben kurtulacağımdır.

sıcak




hava buzzz, sabah evden çıktığımda açık herbir noktam için ayrı bir küfür savuruyorum. üşüyorum, üşüyorum ve çok üşüyorum. azcık sıcak olsa keşke ya. hep içinde bulunduğumuzu değil de tam karşısındakini isteriz ya valla öyle. buranın sıcakları çekilmiyo diye tüm yaz ağlayıp, amaaan soğuğa bak insanın içine işliyo bee diye yine ağlıyoruz. ve şuan ben dikkat ediyorum da noktalamayı hiç sallamıyorum. ayrıca aklımdan geçenlerin hızına yetişemezken bu mevsimde onlar da soğuktan donmuş olacaklar ki aklıma falan uğradıkları yok. duygularım yumak halinde göğüs kafesimin tam ortasına yerleşmiş keyif çatarken, benim yazma çizme gibi yetilerim -daha da öncesi, isteğim- sıcak bir yerlere göç etti sanırım. neyse azcık umudum var kendimden, iş konusundaki stresim cuma günü büyük oranda hafifleyecek ve ben de kafamı dinleyebileceğim. o zaman görsel anlamda üretmek istediğim şeyler konusunda da uygulamaya geçerim belki, en azından bir sistem geliştirip onu takip edebilirm.
bir şeyler üretmem gerek. anne baba evlen çocuk üret diyor ama kalsın, artık birşey üretemeyeceğime dair umudum biterse belki:) sahi evlilik mevzusu etmedim ben hiç sanırım. hmm , evet çok da özel hayatıma girmemişim, güzel. neyse eserse bir gün belki.
neyse ya neyse...aklımdan ne geçtiyse yazdım. bi bakim... , çok da bşe geçmemiş, dediğim gibi, soğuktan soğuktan..
azcık bahar ol be zaman, şöyle nisan güneşi çık, bir t-shirt ve ince ceketlerle çıkalım dışarı, öğlen bir bankta veya mümkünse kuru çimlerde güneşlenirken çıkardığım ceketi, güneş kaybolurken duyduğum hafif serinlikte tekrar giyeyim. istiyorum evet. bahar, gel ulan!

9 Aralık 2009 Çarşamba

_huzur_



yine o gün ve orada olmak istiyorum..
kabul,, hayat yine hayattı o zaman da,
sıkıntı stres yine vardı..
ama o an rahattım işte, o gün hafiftim..
o an, sessizdim, sessizdi ve heryer suskundu işte,
huzurluydum.

5 Aralık 2009 Cumartesi

adam

...
korkma
...
gördün mü bak,
geçti,
korku morku kalmadı,
bitti bak,,
...

4 Aralık 2009 Cuma

happy family(!)

Dün akşam annem odama gelip "kendinizi gösterin kızım arada bir, yüzünüzü gören cennetlik" dedi.Ben de "iyi ya hadi bakalım yerinizi garantiliyorum, hihi" dedim, dedim ama sonra ne denli bir gerzeklik yaptığımı anladım. Çünkü benim annem 62 yaşında ve 2 ay önce ölümden döndü. Salak Marla!
Neyse, annem üzerinde durmadı ama o pis bakışını da savurmaktan geri kalmadı, "hiç mi özlemiyorsunuz kızım bizi, gelir gelmez odanıza kapanıyorsunuz, sen de ablan da" diye sitem etti sonra. Baktım bir süre, düşündüm ara ara yaşadığım bazı dönemleri, sonra,, "Farkında değilim!".

3 Aralık 2009 Perşembe

2 Aralık 2009 Çarşamba

duygusal depreşimle sıçılmış anlık zırvalar

kendinden nefret etmek! bunu yaşıyorum, hayatım boyunca yaşadım, korkarım ki yaşayacağım da.. bu bir itiraf oldu galiba, zira pek bir kendine hayran imajım vardır. aslında benim hakkımda şu söylenebilir ki nefretimle kendime olan aşkım çok incecik bir hatla ayrılıyor, bense bir ordayım bir burda, ikisi baya bir ilişkili.neyse derin bi mevzu bu dallı budaklı.
insanları sevmiyorum tamam ama hiç haketmeyenlere de zarar veriyorum.
bugünlerde (aslında son 2 aydır) yoğunluğu artmış bir şekilde beynime nüfuz eden düşünceler bana zarar vercek gibi.Farkında olmadan da bedenimi tüketmiyor değil beynim,,bir bakmışım mide ağrılarım , yanma ve bulantılarım geçmiyor, bir bakmışım kanser tedavisi sürecindeki hastalar gibi avuç avuç saç döküyorum, bir bakmışım tırnaklarım yine çürüyor, bir bakmışım kalp atışlarım nefesimi kesiyor, bir bakmışım hep uyanığım..hayatta kendimle ilgili en büyük korkum sadece ve sadece aklımı yitirmek, şuaralar bunun gerçekleşmesi olasılığı var heralde. hiç bu kadar kötü olduğumu hatırlamıyorum. hayatımla ilgili tonlarca sıkıntıyı geçtim şuara bir kıyımı nasıl gerçekleştireceğim konusunda düşünüyorum. bir insanın hayatını nasıl bitireceğimi. bunu yapamazsam kendi hayatımın nasıl biteceğini..
kaçmak istiyorum, herşeyden, herkesten, en çok kendimden...
ama yine kendime, ve tek bana...

1 Aralık 2009 Salı

biz

sen + ben = biz , olabilir ancak. eğer 'sen'in, 'ben'im dışımda 'o' da olursa olmaz. o zaman 'biz' yok olur.
ben her şekilde katil olurum, belki de sen. çünkü ya 'biz'i ya da herhangi bir 'o'nu öldürmüş olacağız.

acı

çok garip bşe, insanın kalbi acıyabiliyor, değişik,,

28 Kasım 2009 Cumartesi

iki mutsuz__

güzel çocuk
senle bulmak istemiştim sonsuzluğu
ama bizim gibi küskün yorgun insanlar haketmiyor mutluluğu

bana bir bak
sana bir bak
tutmaz bu aşk!

bana bir bak
sana bir bak
solar gider bu aşk!

korkmadan sevsek mutlu olur muyduk?
sevmeyi bilsek kurtulur muyduk?

27 Kasım 2009 Cuma

kariyer siteleri

ismini vermek istemediğim -ki siz onları gayet iyi biliyorsunuzdur- kariyer siteleri (üye olduklarım) maille bayramımı kutluyorlar. ulan napim ben sizden gelen bayram tebriğini ya fakir mi avutuyorsunuz, bigünden bigüne de, hadi sitemize bi uğrayın marla hanım, yine iyisiniz, bi başvurunuza daha cevap var , demek için mail atın beee! yeter ulan, isyanlardayım..yeni iş istiyorum artık, 2 yıldır bi boka yarayamadınız.hayır ben de hala sizler aracılığıyla iş aramaktan vazgeçmedim ya kendime de hayret doğrusu, hayret!

26 Kasım 2009 Perşembe

hep aynı şeyi bulduklarm___1

"...insan korkuya kapıldığında ilkin kendine kaçarmış ve bir süre sonra kendine yepyeni bir alem yaratır, orda yaşamaya başlarmış.Fakat insan çabuk sıkılan bir hayvandır.Zamanla yalnızlıktan bunalmaya başlar, ve gömüldüğü kendisinde yeni yeni insanlar yaratır,,sonra onlarla dertleşmeye, giderek didişmeye ve en sonunda da çatışmaya başlar..peki o zaman ne yapar??..dışarı kaçar..
...
ama artık başka bir insan olarak..!"

25 Kasım 2009 Çarşamba

memo ve 5li sakız falları

Yılını hatırlayamıyorum tam olarak, kendimi kaybettiğim o dönemlere denk geliyor olmalı..off ne bileyim lisede bi zamandı işte.Her neyse.. Her salak gencin o dönem takıldığı caddelerdeydim, genelde bir başıma.--öyle serbest falan değildim ha! dersane çıkışı falan kaçabildiğim ölçüde, ek dersleri yutturabildiğim kadar:)---
neyse efendim çok da ayrıntıya gerek yok.
benim o zaman sokak çocuğu (tam anlamıyla sokak çocuğu da sayılır mı bilmem)bir arkadaşım vardı bilio musunuz..8-10 yaşlarındaydı Sakızcı Memo,1 yıl boyunca hemen her haftasonu ben ondan sakız aldım, 5'li Falım.. o da arkadaşlarını yanıma yaklaştırmıyordu ama:) velet beni koruyordu aklınca, gelip uyarıyordu çantalara dikkat falan diye:)
şimdi düşünüyorum ya nasıl oldu da birden yok oldu diye..garip şey hatırlamıyor olmam, ben mi uzaklaştım ordan acaba hayata dönünce, yoksa o mu kayboldu..yoksa yoksa ben onun farkına varmamaya mı başladım yanından falan geçtiğimde mesela? bak ulan, yine geçmişe dair kafa kurcalayıcı soru işaretleri belirdi. pfff.. harbi ne oldu lan memo?

23 Kasım 2009 Pazartesi

doğru değil gerçek!

Happy families are all alike; every unhappy family is unhappy in its own way. . . . . .

22 Kasım 2009 Pazar

.

Bazen keserdim, biçerdim
Yakardım giderdim belli ki sorun bu!
Hem de yanardım, dönerdim
Gün olurdu sönerdim
Sabit kalsam olur mu?
Zaten yıprandım, yırtardım
Gerekirse bağlardım ama hep geç olurdu!
Şimdi duruldum
Sana inanır dururdum
Bir de seni başıma taç yapardım!

Ben seni dinlemedin
Sen beni anlamadım
Cevapsız soruların
Boynumda kolların, al senin olsun!
Sen beni yenemedin
Çünkü ben senle oynamadım!
Kurnaz oyunların, çıkmaz bu yolların
Al senin olsun!
Çünkü güzeldin, üzerdin
Etrafda dönerdin, ama gitmen kolaydı
Düşününce geçerdim, bir ah çekerdim
Nasılsa tek kişilik bir oyun bu
Zaten yıprandım, yırtardım
Gerekirse bağlardım ama hep geç olurdu
Sonra yorardım, sorardım ;
Sorun ne?
Benimde aklım var dolanan peşinde !
Sen beni dinlemedin
Ben seni anlamadım
Cevapsız soruların
Boynumda kolların, al senin olsun!
Sen beni yenemedin
Çünkü ben senle oynamadım!
Kurnaz oyunların, çıkmaz bu yolların
Al senin olsun!

Dersin ” bugün ”
Hergün yarın
Dersin “bugün”
Her gün aynı…

21 Kasım 2009 Cumartesi

heryer kokuyoooo, ıyygghh!

eveeettt mübaaarek kurban bayramı yaklaştı.Bu sebepten sokaklar keçi koyun dana ile doldu taştı.arkadaş her köşe başına bi çit dikilmez ki yaa. koku duyargalarım isyanlarda şuan. bence uzun uzun bilimsel araştırmalar yapılmalı bu bayram öncesi koyun yerleşimi konusunda. örneğin, bilmem kaç koyunluk olan yerlerin en az 50 mtlik daire şeklinde çevresinde herhangi bir koyun bşeysi daha bulunamaz gibi.(bşeysi diorum da acaba koyun yerleşkesi fln mı desem?? neyse ne aman..) bu bilimsel sonuçlar her hayvan ve yerleşkenin kapasitesine göre de deişiklik göstermeli zira takdir edersiniz ki her çeşit hayvanın koku yayma potansiyeli efendime söliim bok çıkarma potansiyeli fln birbirinden farklıdır.
işte bugün de böyle heryerde bianda piyasaya çıkıvermiş (dün yoklardı valla) koyun keçi dana topluluklarıyla karşılaştım,, ana caddelerde de bilboardlardakilerle falan..bayramı düşünemiyorum şuan, düşünmek de istemiyorum..
düşünme maRLa!

20 Kasım 2009 Cuma

,my blueberry nights,,2

..akşam üzeri..gün turunculaşmış biraz, ya da daha rahat seçilen pembeyle mavi karışımı, bi değişik..Sahil,,bomboş bir sahil.Deniz çekilmiş, dalgalar nazlı nazlı vuruyor, kumları yalayarak ıslatıyor sadece.Ayaklarım tam orada, dalgaların ulaşabildiği en uz noktada. Biraz nem, azıcık bir esinti, saçım savrulurken birkaç tel yapışıyor dudağıma.Serçe parmağımın dış yüzüyle sıyırıyorum yüzümden saçlarımı.Bekliyorum,, bekliyorum, bu arada sessizliği dinliyorum.Huzur..
Ayaklarım gıdıklanıyor gibi oluyor kumlar altından çekilirken, başımı eğip bakıyorum gülümseyerek kendime.Evet çok sevdiğim görüntülerden biri bu; dalgalar gidip geldikçe ayaklarım kuma gömülüyor.Keşke sabrım olsa, keşke böyle böyle batsam, yer beni içine alsa. Huzur yerini karanlığa bırakıyor yine.Kalbim kasılmaya, gerçek hayat üzerime gelmeye başlıyor.Yanağım ıslanıyor, istemsiz nefesim kesiliyor.Sonra bir çığlıkla kendime geliyor, ıslak yüzüme değen rüzgardan ürperiyorum.Gözüm ona takılıyor.Havada çizdiği şekillere bakıyorum, bembeyaz süzülüşüne.
Yine birşey düşünmez oluyorum, yeniden bir gevşeme, denizin çarşaf gibi haline dalıp.Yeniden huzur,,
Hiç bitmesin dediğim anlardan biri bu an ve,, hiç bitmesin!



..küçükken -şöyle 8 9 yaşlarında- mersin'e amcamlara gitmiştik. evleri çok salak biryerdeydi, mersin'in iyi biyeri sayılmazdı.o civara geldiğinde köydeymişsin hissine kapılman zor bişey değildi.evlerinin yanından dere geçiyordu.kuzenimle ve onun anne tarafından kuzeniyle birlikte o derenin kenarına inmiştik, taşların üstünden diğer tarafına fln geçmiştik. böğürtlen toplayıp yemiştik. ztn amaç oydu.tertemiz giydirilmiş üstbaş, dudaklar ve tırnak araları kırmızı ve mora bulanmalıydı...

19 Kasım 2009 Perşembe

gereksiz ayrıntılar serisi__no:3

uzun zamandır geçmediğim bi sokak vardı, epeyce karanlık.Ortaokul yıllarında ordan geçerdim kestirme olurdu.Sonra lise2de gittiğim salak dersaneden dönerken de ordan geçerdim çünkü bi arkadaşın evi ordaydı onlar yürüdük, o sokağın ondan taraftaki başında ayrılırdı ben de ordan geçerdim yine. Böyle işte..Her arada bir ordan geçişimde o yıllarda yaşadıklarım gelir aklıma, sanki o havayı solurum, gökyüzü o renk olur ve içimde bilmediğim sıkıntılar falan..
aman neyse ben o sokağı anlatmaya başlarken bunları söylemeyi planlamamıştım aslında.-eh marla işte herşey planlanan gibi olmuyor.-neyse işte..bu akşam esti ordan yürüyeyim dedim eve, ve orası Doğan'lar Şahin'ler sokağı oluverdi biranda.Evet lan dedim, burası öyle, hep geçtim durdum başka araba görmedim.Geçen arabalar Doğanlar Şahinler..(2sini hiç ayırt edemem, bilmiyorum hangisi hangisidir).. bugün de hepi topu zaten 50 metre uzunluğunda olan sokaktan, farklı yönlerde olmak üzere 3 tane D veya Ş geçti, ayriyetten bir tarafta da 1tanesi park halindeydi..way bee.. yıllar sonra..

17 Kasım 2009 Salı

gereksiz ayrıntılar serisi__no:2

bira içince burnum tıkanıyor
sigara içince de kulaklarım kaşınıyor
2sini biarada alınca ya kulağım tıkanıp burnum kaşınırsa??

.

..trık! kapıyı aralayıp anahtarı delikten çıkarırken evin hiç olmadığı kadar sessiz geldiğini farkettim,iyice açmadan biraz daha dinledim,, enteresan, ne bağırış çağırışlar ne de huzursuz tvnin sesi vardı."Huzur" diye düşündüm, kapıyı kendi kendime keyiflenerek açtım, çantamı yere bıraktıktan sonra ayakkabılarımın bağcıklarını açmaya eğildim.Lanet olsun, çabuk çözülüyor diye kendi kendime geliştirdiğim o salak düğümü attığımı unutuyorum her seferinde, zaten 1 metre olan salak bağcıklar başlı başına sinirimi bozarken bir de kördüğüm oluveriyorlar, off! Dikkatimi ayakkabılarıma verdiğim sırada mırıldanma şeklinde konuşmalar işitiyorum mutfaktan, henüz eğilip bakmadan kapıdan, "huzur" hissi içimden çekiliveriyor.Düğümle fln uğraşmak istemiyorum, içimi saran merakla ayakkabıları birbirlerinin arkasına basarak uyguladığım kuvvetle çıkarıveriyorum.Adımımı atıp mutfağın kapısına geldiğimde gördüğüm sayesinde hareket edemediğimi farkedemiyorum bile.Bilmem acaba kaç dakika durdum öyle, belki dakika bile değildir, bikaç saniye falan da olabilir,,farkedemedim ya!
Tam tamına 4 yıl artı 8 aydır görmediğim, artık hiçbir bağım kalmadı dediğim kardeş(!)im mutfakta bulaşık yıkıyordu. çüşşşşşş! hem bu evdeydi, hem de sanki bizden biri olmuştu da tekrar bu evin elemanı gibi bulaşık yıkıyordu.Anneme ve babama baktım,, inanmıyordum buna.Beni birileri inandırmalıydı.Onlar balkon kapısının eşiğinde sanki benden azıcık daha uzaklaşmak ister gibi ,birbirlerine de biraz daha yakınlaşmak, öyle durmuşlar salak salak bana bakıyorlardı.Tekrar 'G'ye döndüm, surat bir garip halde işine devam etti bana yan gözle bakıp.O bakıştan hiç bir şey sezemedim, hissiz, buz gibiydi, bir şey de anlatmaya çalışmıyordu zaten. Gözüme mutfak masasındaki koca kavanoz ilişti.İçinde pembeye çalan renkte bir sıvı, yok yok kırmızıya daha yakın, ama ardı görünüyor,, içinde de değişik birşey. İlk kez böyle bi'şey gördüm, nedir bu? Yaklaşıp baktım, inceledim ve bulantıma engel olamadım.Bir cenindi ve mutfağımızın(bu 'biz'likte 'G' yoktu benim için) ortasında duruyordu.Bakışlarım ordan oraya gitti, konuşmadan nasıl oluyor da bizimkilerin söylediklerini anlıyordum, buna takılmadan çocuğun 'G'nin düşüğü olduğunu öğrendim.Sonra bulantılarının devam ettiğini, hiç durmadığını, titrediğini ve soğuk terler döktüğünü de..Annem, "acaba bir doktor daha mı?" diyordu.Babam sadece düşünüyordu.Karnında bir bebek daha oluştuğundan şüpheleniyorlardı, annemin fikri, bunların da hamilelik belirtisi olduğundan yanaydı.
Ben ne salağım, ah ben ne salağım.Neden karşımdakinin kim olduğunu unutur da her seferinde, sorunlu birine koşarım!!!Neden, ihanet edenlerin gerçekten aciz olduğuna inandığım anlarda, neden ihanete uğradığım hissinden, yaşadıklarımdan sıyrılır da ona yardım eli uzatır, onu anlamaya çalışırım bilmem.
Yanına gittim, "neden bir hamilelik testi yapmıyorsun?"..
-olmaz!
-neden peki?
-...
içim acıyor o anda o kadar zavallı görünüyorki, ama yüzünde hiçbir pişmanlık sezmiyorum, sadece aciz.Sokaktan geçen biri o anda! ama içim acıyor işte.
-ben gidip alayım senin için .... (abla diyemiyorum kesinlikle, ağzım açık kalıyor)...???
-olmaz!
-?
o sıra geliyor yanıma, ben hala kapı eşiğindeyim, yüzü bana sırtı annem ve babama dönük, önümde çömeliyor kollarını gövdesine sararak..dişleri birbirine vurmaya başlıyor, bana bişey anlatmak ister gibi yanaşıyor , fısıldayacak biliyorum ama dişlerinin zangırtısından yapamıyor salak! geri çekiliyor sonra. ben hala soru işaretlerine gönderiyorum ona.
-Eroin! diyor, dediği anda rahatlıyor ayağa kalkıp konuşabilecek kadar.
Şaşırdığımı söyleyemem, ondan beklenmeyecek şey yoktur, hem de hiç bişey.Ama bizimkileri merak ediorum bakıyorum yokolmuşlar bir anda, değiller orda.
-Nasıl ya?? diyorum.
-Öyle işte, çantamda da var getirdim, ama kaşığım kaybolmuş, bitane alırım.
Pişkinliğe bak ya! yine beni şaşırtmıyor.Ama o an ona duyduğum öfkeden çok zavallı anne babamı düşünüyorum, yine vicdan micdan yapıp üzüldükleri kızları yine onları hayalkırıklığına uğratacak.Boğazına yapışıp öldüresim geliyor onu, o kanserli boğazını sıkmak sıkmak sıkmak.. 2 elim birbirine kavuşana dek sıkmak! Kalkıyorum yanaşıyorum yanına, gözüne bakıyorum, yine aynı pişkinlik, öldürcem ben onu , aklımda kalan son şey yine o iğrenç bakışlar olacak. Ellerimi öne doğru uzatıyorum, onu itekliyorum sadece, ayrılıyorum oradan.Portmantodan kırmızı paltomu alıp, az önce özensizce çıkardığım ayakkabılarıma bakıyorum,onları giymicem, kapağı açıp siyah ayakkabılarımı geçiriyorum ayağıma ve çıkıyorum o kapıdan.
Bu sefer uyanığım hava da güneşli, ılık ılık değiyor yüzüme.Sabah gördüğüm rüyanın etkisinden kurtulmalıyım.Her mahallede olan "Bizim Market" e giriyorum, bi tane Nestle Chokella alıyorum.İşe geliyorum ve şuan afiyetle yiyorum."en tatlı sabahlar çokokremle başlaaaarrr" diye diye hem de:)
Kurtulcam kurtulcam az kaldı:)

13 Kasım 2009 Cuma

mm,, waffle:)


çok canım çekti..az kaldı neyse ki 6 da mesaim bitiyor:)

istiyorum___

dizime kadar uzanan kırmızı bir çorap, mümkünse jumbo boy bir kadehte beyaz şarap, artık boşa vakit geçirmemek, 13 tane 0.5 Tombo uç, 2012 denen filmin adını duymamak ve sıraya aldığım diğer filmleri izlemek, hep huzur bulduğum yollarda olmak, her gün gördüğüm kocaman iğrenç tabelanın rengini birilerinin değiştirmesi gerektiğini haykırmak, yeni bir Converse almak -yok yok 2 tane-, dün yemek yerken sarının en berbat tonunu giymiş vaziyette karşımda oturmuş iştahımı kaçırıp beni bulantı nöbetlerine sokan kadının o sarı giysisine kusmak, Galata Kulesi'ne değil kendi şehrimdeki çarşının göbeğinde bulunan tarihi caminin minaresine çıkmak, klasik müzik eserlerini duyar duymaz bu da bilmem kimin bilmem nesi diyebilmek, iş değiştirmek, şehir değiştirmek, yeniden sadece kendi evim olan biyerde yaşamak, yaşlanmamak,,
istiyorum .

,my blueberry nights,,1

...
-Bir sigara ister misin? diye uzattı adam paketini.
Burnunun ucuna kadar gelen pakete sonra da adama bakarak,
-Hayır, dedi kadın, kullanmıyorum demiştim ya.
-Arada bir içiyorum demiştin?
-Bu, o aralardan biri değil.
-Peki sen bilirsin, deyip kendi sigarasını yaktı, nefesini çekti, ciğerlerini yakana kadar içinde beklettikten sonra üfledi.Kadının dumandan rahatsız olmuş gibi halini görünce sigarayı tutmayan elini dumanı kovarcasına sağa sola salladı, sigarayla kadının yüzü arasındaki boşlukta.
-Peki sonuncusunu ne zaman içtin?, diye sordu ardından.Aldığı "bu akşam" cevabı beklediği şey değildi sanki, çünkü soruyu sorarkenki afacan gülüşü yok oldu.Daldı bir süre, neden olduğunu kendisi de bilmiyordu, ne beklediğini de.
-Neden 'bu akşam' o aralardan birine sahip oldu?
-Bilmem, demesi kadının iyice uyuz etti adamı.
-Olmadı şimdi, 'bilmem' diye birşey olamaz bunla ilgili, arada bir yaptığın bir şeyse nedeni olur, alışkanlık değilmiş çünkü, kullanmıyorsun ama hazırlıklısın.Tekrar soruyorum, neden?
-Yağmur yağıyordu.
-Bu kadar mı?
Sustular.Kadının gözlerine bakışıyla yetindi adam.Beklediler, bu sırada külü uzamıştı sigaranın, onu çırptı, derin bir nefes daha..eğildi ve kadını öperken paylaştıkları ilk zehir bu oluverdi.
...

gereksiz ayrıntılar serisi__no:1

sabah ceset gibi bedenimi yataktan atmaya çalışırken, of ulan bugün nasıl geçecek, die düşünüodum.Ama sağolayım ki zamanında yaptığım gereksiz gibi görünen PİYASA2009 adlı klasör işe yaradı. Ay bi de ne düşünüyorsam o klasörü mp3 çalarıma atmışım. Demek zor zamanları düşünmüşüm. Sabah onu dinleye dinleye geldim işe, valla da işe yaradı, billa da yaradı. Bi keyiflendim bi hoş oldum fln, ofise geldim kulağımdan çıkarmadım bilgisayarımda aynı şarkıları açana kadar, dansettim azcık fln güzeldi:)

....

erken gelmek konusunda kendi rekorumu kıracağımı düşünerek trafikte bekleme yaptım 10 dk. Sürücüymüşüm gibi yanlış bir izlenim bırakmak istemem, içinde bulunduğum dolmuş sayesinde yani.Oysa şu ana kadar en erken işe varış saatim bu olacaktı, maalesef olmadı, kızdım lan! Yağmurlu havada o trafik niye tıkanır hala anlamış değilim. hayatımın 10 dk sını çaldı, bekleterek deil tabi, beni üzerinde düşünmeye sevkederek. yine kafa yordum niye böyle oluyo diye, yine cevapsız kaldım.

itiraflar____No:1

kuaför fobim var benim :S var valla:) nasıl olur da bir kadının kuaför fobisi olur demeyin benim var işte. o mekana girince böyle geriliyorum boynumdan belime kadar kasılıyorum. her seferinde saçımın içine etcekler die korkumkorkum korkuyorumm.bi de öyle garip insan oluyorlar ki, onlardan da ürküyorum. hemn kaçıp gitmek istiyorum ordan. tek başıma dolaşan, tek başıma biyerlere gidip yemek yiyen, tek başına sinemaya fln gitmekten zevk alan ben tek başına kuaföre gidemiyor. yanıma birini almam lazım muhakkak. öyle işte.. kuaförlerrr,, fobisiniz işte fobi bende!

12 Kasım 2009 Perşembe

,,

bitti,,

raindrops keep fallin' on my head...

tam da istediğim anda yağdı yağmur, penceremden izledim birsüre. iş çıkışında mutlak ki çıkcam o havaya, ben de ıslanmak istiyordum zaten, yaşasııııın:) bugün de yürüyeyim bari, en ince noktama kadar ıslanayım, arınayım birazcık da;) sadece ayakkabılarım için üzülcem yarım saat sonra, başka herşey huzur vercek, mutlu olcam bugün istediğim birşey oldu diye. o da neeee??? sesi yavaşlıyorr, durma yağmur durmaaaa beni saracaksın daha!

içine:)

neydi bizi ayıran?
gördüklerimiz mi?
yanındayken,bıkmayıp da kaçtım senden.
ben,sıçarım böyle aşkın taa içine.

11 Kasım 2009 Çarşamba

çikilataaaa:) ah ah:)

biz kadınlar ne kadar çok aldanmaya bayılıyoruz ya sevdiğimiz şeyler konusunda.Çikolata mesela, mutlu edecek sanıyoruz ama biliyoruz etmiyo. Bilimsel olarak da kanıtlanmış bişeyler var ortada. Ayrıca vücudumuza eklediği kilolarla mutlu olmak daha bir imkansızlaşıyor:))
Ama uyanığız vesselam, aldanıyorsak aslında işimize geldiğinden, aldanmak istediğimizden:)
Kısacası çikolata mutluluk vermiyor işte canım.Ben bişey demiyorum, az önce bitirdiğim Tobleronun yalancısıyım:)

10 Kasım 2009 Salı

dream of three pills from my laroxyl bottle

garip hisler,, sancılar,, duygular, hala çift gören gözlerle yazıyorsam eğer gözümden akmasını istemediklerimdendir.bastırmanın bir yolu olmalı. işyerindeyken bastırılıyor ama deniyor ki keşke rahat olsaydım hıçkırmak istiyorum, bağırmak istiyorum diye.. iş çıkışı hissizleşmeye para ödemek gibisi yoktur, ne kadar ağır olsa da cebi az yakar nedense.Hissizleştim sanarak geldim, yere basmadığımı belki de yerden 1 metre kadar yukarıda yürüdüğümü sanarak kişisel ihtiyaçlarımı giderdim; yemek, aileye sarfedilen 1-2 cümle,, fazlası değil. sonra odama kapanıp bazı şarkılar dinlemek acıttı galiba. ya da ben acıyordum aslında kanatmaya dinledim onları. akabinde krizler benim oldu. kendimi bir kez daha özel hissettim, meğer yaşıyormuşum, o zmn bunu da gözden geçirmeli birkez diye buraya not almış oluyorum. son verilebilirliğini gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir.şimdi bu gözlerimin yağmuru durmuyor. birkaç laroxyl ile belki uyunabilir. yarın yine iş var, istemiyorum,, hiçbirşey istemiyorumm.. kimseyi istemiyorum..zaten beni de önemseyen yok, ne de mutlu olmalı buna..plan geçerliliği açısından iyi bir yolalış olabilir.
şimdi 2 -3 drajecik yutup belki uyku belki de gece boyu sürcek sancının kollarına atılmanın vakti geldi..ii uyumak isteyebilirsin marla, huzura er derim ama ben sana!

9 Kasım 2009 Pazartesi

biraz değiştim

Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim,
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil!
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın
Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,
Sorun değil!

Elbet alışırım,
Biraz alıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Alıştım,
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,
Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,
Kesin değil!

Henüz tanıştım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık,
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda,
Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda…
Bir yanım memnun oldum diyor, bir yanım tanıyamadım daha,
Samimi değil!

Bir hayli kırıldım,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime,
Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım!
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım…
Maziye hiç değil, an’a kırgınım.
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına,
Dinlediğim şarkılarda bana seni anlatan şarkıcılara,
Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına…
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa,
İyi değil!

Galiba yoruldum,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,
Kendime kalbimi kanıtlamaktan,
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan,
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum!
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum,
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum,
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık,
Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim,
Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı,
Sana bakan yanımsa toprakla aynı,
Ne yaparsan yap gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin,
Gözlerim yorgun, dudaklarım hissiz,
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır,
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların kavuşmaları hep beklentisiz,
Söyleyemediklerini söylesen de şimdi, sesine aşina yanım onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil!

Çok çalıştım,
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı “git” izine,
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine,
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen,
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için çok çalıştım,
Daha önce de gitmiştim, kendi isteğimle!
Anladım ki daha önce sevmemiştim,
Çok çalıştım inan,
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye,
Her defasında daha da tozlaşan canımı kırmadan korumaya,
Ve alışmaya kendime, bu göz gözü görmez dumanlı halime,
Çok alışmaya çalıştım hem de,
Tanıştım seninle doğan yanımla da ölen yanımla da,
Birini yaşattım, yaşatıyorum da hala ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da!
Yorulmak dinlenmekle geçmiyor,
An be an çöküyor insanın içindeki güç,
Işığı sönüyor, beyaza dönüyor rengi gitgide, hissizleşiyor,
Ne yormak istedim seni ne de yormak kendimi,
Çok çalıştım,
Gitmeye de kalmaya da,
İkisi de aynı acı,
Kolay değil!

_can yücel_

kararsız, sancılı ve fazla güp güplü bir an bu an

uzun zamandır kullanmıyordum,, birden tak etti, laroxyl yağmuru çekmeye başladı. güzel bir ıslanma olabilir planımla ilgili. kararsızım uçmak da fena olur muydu ki??

yokol maRLa!

Kendimden kurtulasım var..1 aydır bu his var, bugün hergünden daha fazla. Son zamanlarda anı yaşıyorum ya, az önce karar verdim işte bir 'an' da,, sordum neden hayata geçirmiyorum bu kurtulma planını???neden öldürmüyorum yaşatarak bu planı, neden sonlandıramıyorum??? sorular sorular..tek bir basit cevap , tatmayı istediğim çok şey var, herşeyi bir kere tatmadan olmaz! öyle mi gerçekten, öyle mi olacak peki? yaşayacak mıyım? umutlu insanın istekleri bunlar, oysa benim isteklerimi gerçekleştirecek hevesim bile kalmadı. Sömürüldüm, ya da en çok ben sömürdüm kendimi. gerçekten çekiliyor benden artık birşeyler. doğruluğuna inanmadığım umutlar, yapabileceğime inanmadığım istekler ve hedefler, gerçekleşeceğine inanmadığım düşler. hepsi de kayboluyor farkındaydım uzun zamandır, bugün daha fazla sanki ama.. hepsinden önce inancım gitti işte, yokoldu.
kendimden kurtulasım var.. başaramamış olarak hiçbir şeyi, gitmek istemiyorum. son bir kez başarmak istediğim bir planım var. kalan azıcık gücümü ona sarfetmenin daha iyi bir karar olduğunu düşünüyorum.
kendimden kurtulasım var.. olcak ama.. kendimden kurtulamayışıma neden olan faktörlerden kurtulmalıyım, önce insanlardan kurtulmalıyım. onlar yüzünden kendimden geçemiyorum öyleyse onlardan geçmeliyim. gitmeliyim artık. teker teker başlamalıyım. hepsini hayatımdan çıkarmalı, sonra hayatımı çıkarmalıyım.
evet,, yapıcam,, kendimden kurtulasım varsa kurtulucam!

29 Ekim 2009 Perşembe

pfff


kötü..kötü.. kötü.. kötü.. bugün kötü, bugün kötüü..
kaç güne daha böyle başlayabileceğimi bilmiyorum.Ama bugün gerçekten kötü.Hava kötü bir defa!Kapalı, ışık yok.. iç karartıcı işte.
Günlerin sıkıntısı üstümde ama belki 1-1,5 aylık ciddiyetini koruyan uykusuzluk problemim sonlanır umudum var içimde, enteresan..Bugün nihayet 5,5 saat uyuyabilmiş olmamla alakalı bir durum sanırım.bu geceki uyanış sayım 10'un altına düşmüş olduğundan falan..
Ama kötü kötü kötü!İçim kapkaranlık, yoksa dışarda da hava aydınlık da ben mi göremiyorum??
Çelişkiler diyarındaki ben yolunu bulamazken soyut dünyasında, gerçeklik de enseme basıyor sanki.İş stresi çok beter bir şeymiş.Sıkıl pıkıl o derece rahatsızım.Zaten buraya ait değilken, nasıl bir şeyleri düzene uyduracağımı bilmiyorm.Bilmiyorum, planlayamıyorum ve bu daha da çok canımı sıkmaya başlıyor.
Bir de Uras var.Daha gününü doldurmadan yoğun bakım nedir onu tattı bebeğim.Hala orda, kritik durumda.Her gece bir damla da ona düşürüyorum..Sadece umuyorum şuan,,yapacak bir şey yok maalesef, çaresizlik ne kötü.
Bugün en çok canımı sıkan şeyler bunlar işte..bugün ütopik bahçemden çıktım, iş stresi ve Uras'ın üzüntüsünü taşıyorum..Geriliyorum, geriliyorum, kötü kötü kötüüüüü..

28 Ekim 2009 Çarşamba

düşkün!

ne kadar aciz bi insanım? bu bir abartma, aşşağılama cümlesi deil, sonunda soru işareti var ki bu da gerçekten acizliğimin derecesini merakımı gösteriyor sanırım.
bir düşüneyim bakalım ne kadar acizim diye..hımmm..mesela ben duygularımı olduğu gibi ifade edemem, korkağım. yıkılacak birşeyler varsa, bir darbe de ben vurmaktan korkarım.korkarım, hep gidenler vardır, bugün bir tane daha olacak diye korkarım.bunlara göğüs gerebilecek cesaretten acizim.sevdiğim insanlar var, nefret ettiklerim. beni heyecanlandıran şeyler var, kalbimi açmak istediklerim.rengimi görmesini istediğim, rengini keşfetmek istediğim,, bana dokunma hakkı olan var, dokunmak istediğim var,, tutkularım var, saklı tuttuklarım var. ruhuma sinenler var, beni paramparça edenler. beynimi kemirenler, gençliğimi sömürenler var. yüzüne güldüğüm içimi acıtan şeyler,, dokunmak istediğim ama ulaşamdıklarım var.söylemek istediğim ama sakladıklarım,,
yaşadıklarım, hissettiklerim, yaşamak zorunda olduklarım ve de bastırma zorunluluğum olanlar..
hepsi tüm hayatım benim,, kendiyle çelişen, yaşadıkça ölüme daha bi merak salan, kabullenme yetisi olmayan, gece gündüz kanıyan bir noktası bulunan ben, kendime bile itiraf edemediklerimleyim, kendime bile yeterince açık değilken ,işte merak ediyorum daha fazla ne kadar aciz bir insan olabilirim ki??

22 Ekim 2009 Perşembe

,,benden birşeyler çekiliyor,,

Bir yoldayım artık, dönüşü var mı bilmiyorum.Ama ilerisi yok.Ortada sıkıştım kaldım sanki, ardımdaki kapıyı kapatmadan sonuna varamam.
O bahçeye girmek istiyorum, hem de nasıl,,Kendi sorumluluklarımı bırakmak..Herşeyin yükü neden sırtımdaki sanki!
Karanlıktayım..Uzaktan şarkılar duyuyorum, ağaçlar kendi bestelerini çalıyorlar herhalde.Yoksa yüzüme vuran, rahatlatan o serin esinti o kadar hışırdatıyor olamaz yaprakları.Arada bir şimşek çakıyor, biran için aydınlatıyor heryeri.O anlardan birinde görüyorum ki daha güzel, daha renkli bir hale geliyor orası,, ve orada gördüğüm şey iyice cezbediyor beni. O elma..Nasıl da parlak, inanamıyorum ayrıca,,çünkü bu rengi hayatımda ikinci kez görüyorum ( ilkini hatırlayamıyorum ).Artık 'Düş'ündüğüm tek şey o! Tarif etmek istiyorum,,zor!,,tasviri o kadar zor ki,, Onun büyüsüne kapılıp yavaşça ilerliyorum, yaklaşmaya çalışıyorum,,ama dokunamam farkındayım. Dokunmak istiyorum, sadece bakmak zorunda kalıyorum. İnceliyorum,, Bir kısmı karanlıkta kalmış.Sanırım o kısmını daha çok seviyor olacak ki sanki o kısım daha gelişmiş görünüyor gözüme.Asimetri beni rahatsız ederdi fakat bu çekiyor çünkü biliyorum ki ben de pek dengeli sayılmam.,mmm,bu hoşuma gidiyor.
Sonra gördüğüm şeyse beni olduğum yere kenetliyor.Artık bir adım daha atamam,, ne ileri, ne geri! [dönemem; o, önceden beynimde hep varolanın somuta erişi..İlerleyemem; orda camdan bir duvar var, her ne kadar saydam olsa da orda.] Çok parlak, öyle parlak ki kendimi görüyorum, ve biliyorum ki uzun zamandır o parlak yüzünü gösterdiği kişi benim. Ve o an derinlerden çıkıyor bir ben,, asıl ben,,ben işte!
Ve farkediyorum ki ,, ben,, o renkmişim!

21 Ekim 2009 Çarşamba

anlık esintiler

bugüne gayet iyi başladım, olumluyum yani, bi enerjiğim bugün:)
sabah sabah yollanmış güzel bir şarkı gibisi yoktur, kimileri sert bir kahveyi tercih eder ama beni kendime getiren de küçük şeyler.
bazen böyle güzel cümleler kurmaya korkuyorum aslında, bir şey çıkacak da beni pişman edecek diye.ama bazen işte, bugün deil.. bugün korku da yok üstümde, o kadar cesur o kadar heyecanlıyım.way be,, ne güzel!! şimdi biraz daha iyi oldum sanki. artık bugün hiç uyumak istemem:)

9 Ekim 2009 Cuma

,,

,,geçen gün biyerlere not düşmüşüm;
-Adli Tıp
-Fotoğrafya
-Buzlu Bardak
diye,,
Fotoğrafya ve buzlu bardak tamam, şimdi Adli Tıp çekiyor canım.Bugün gidip dolanayım bari biraz,,

6 Ekim 2009 Salı

_"ütülüyüm jileT gibi bgn"__

,,kural yok, naneli sakız, müzik, mor çiçekler, rahat pantolon, su, bağımsız, hafiflemiş, sağ tarafta ağrı, converse, heyecanlı, kahverengi-bordo-pembe alaşımı, üşümüş, tat alabilen, sallantıda, 2 arada 1 derede, rahat, rahatsız, rahat, rahatsız, uçurumun kenarında ama sadece esintiyi hissetmek için, manik depresif, 1 tek sigara,............

1 Ekim 2009 Perşembe

..kesiT..

..
Güzel birşeyleri buluyorum ya, mutsuz marla çıkıyor ortaya, izin vermiyor bırakmıyor ki ben mutlu olayım,, beynimin içinde yiyoruz birbirimizi, o çok çok güçlü; bir kez çıktı mı üstüme inmek bilmiyor.herşeyimi alacak yine, hissediyorum.
,,
-Kes sesini Marla, birşey yazmaya çalışıyorum!!!
,,
ne güzel yoktun sen, iyileştin sandım ben de, ne safmışım! sadece arada bir selam verirdin , böylece kendimi özel hissederdim, düşünüyorum derdim, insanların aksine düşünüyorum, sorguluyorum. senin bu dengesizliğin, benimle eşit olmaktan çok benden üstün olma çaban yüzünden kendimden soğuyorum şimdi.İnsanlara bok atma, herşey senin yüzünden.onların seni uyandırdığı bahanesine sığınma, yok öyle birşey. Ya "O" ? ona ne diceksin? o da mı seni uyandırmaya uğraştı, eğer bu kdr huzurluysan son yıllarda, bu başarının sahibi "O". ama sen ona da ihanet ettin..sen aç gözlü, herşeyimi elimden almaya çabalayan, daha bana seçimim sorulmadan ruhuma enjekte edilmş, beynimi kemirmek, bilincimi s.kmek için yollanmış bir virüssün. Defol! sen kendimle uğraşmamı sağlayarak aklımı istila etmeden ben senden kurtulcam.
...
30/9/9

inceden sancılar_

Uykum geliyor sürekli.Bu bende pek sık rastlanan bir durum değil, şaşırıyorum.

13/3/9

Bugünler Geçer mi?

Bugün iyice garipleştiğimi hissediyorum, aslında bugün hala "hissetmek" kelimesini kullanabildiğim için seviniyorum.Çünkü son zamanlarda öyle bir duygu patlaması yaşadım ki iyi, kötü, vicdan, suçluluk, sevgi, nefret, merhamet hepsi birbirine girmişti.Böyle geçen bir yıl gibi gelen bir haftanın ardından birdenbire kendimi çok hafif hissediyorum 2 gündür.Nasıl oluyor bu?Kendimi sorgulamadan duramıyorum.Nasıl oldu da o kadar içim acıdığı halde 2 gündür içim heyecanla dolu.Tüm bunları bana yaşatan ne onu da bilmiyorum.Karın boşluğumda öyle bir yanma var ki bu sıcaklık boğazıma doğru yükseliyor, arada bir kalbime batıyor sanki..
Acı çekmek istemiyorum,,

13/3/9