sıng with me!


MusicPlaylistRingtones
Create a playlist at MixPod.com

28 Haziran 2010 Pazartesi

iç organlarda güneş yanığı

öyle garip hisler var işte, oluyor.
şu an yaşadığım, acı.. nasıl bir acı? aslında fiziksel olmayıp da sanki fizikselmiş gibi davranan. bilmiyorum, bence ruhun çektiği acı kesinlikle biyolojik olarak da kendini gösteriyor. cidden içimde bir yerlerde, özellikle sol tarafımda hissettiğim şey güneş yanığının etkisiyle tam olarak aynı. hem de dokunmaya gerek kalmadan acıyacak şekilde yanmış bir bölge. taaaa içimde, sanki kalbim ve çevresinde.

küçükken, hani çok soğuk algınlığı zamanlarında çok fazla ateşlenip sırtınızda duyduğunuz acı var ya, tam da ona benzer. zaten ben küçükken o acıyı tarif etmek içinde 'güneşte yanmış gibi' tanımlamasını kullanırdım.

yine ağır basan şey ise, düşünüp düşünüp kurtulamamanın, acını hafifletecek bir şey bulamamanın çaresizliği. çaresizliğin sürüklediği hep aynı son.

27 Haziran 2010 Pazar

tatil bitti ulan=(


offf yarın iş var..
sabah döndüm tatilden, aslında uçağı kaçırmış olmasaydım dün dönecektim ama herşey gibi dönüşüm de planladığım gibi olmadı.
kötüye yakın bir tatildi. Sonisphere'in ilk günü dışında süper günüm falan olmadı.
ah alın birkaç foto..





20 Haziran 2010 Pazar

yihaaa=)

tatildeyim, sonunda:)
cuma akşamı 2 saat gecikmeli kalkan uçağa sinirlenerek başlayan tatil, bugün de hastanede eşlik etti bana:)
yahu aksilik üstüne aksilik. ama hayır olumsuz düşünmeyeceğim. dün içki beni yine kötü yaptı, sonuç alkol zehirlenmesi..
sabah hastaneye gittik apar topar, 3-4 saat müşahede altındaydım, neticede hastaneyi oraya girdiğimden daha kötü bir halde terkettim. daha yeni kendime geliyorum.(ayrıntı verip midenizi bulandırmayacağım, relax!)
bu beklenmeyen durum karşısında da doğal olarak planlarım 1 gün ertelenmek zorunda kaldı.
he bu arada Ortaköy'de bir tane kumpirciye girişiyordum. siz de giderseniz 6 numaradaki kumpirciyi lanetleyiniz efenim. saolsun 7 ve 8 numaradaki elemanlar sakinleştirdi.
bi de çok para harcadım yine yaa, nehlet gessin!

18 Haziran 2010 Cuma

Gece Nöbeti (Murathan Mungan)

Daha az seviyorum seni..
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azal
a..
Aramızdaki uzaklığın karanlığında..

Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyileştiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..

Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dağ kışlalarında..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmuş yollara..
Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..

Artık daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi..
Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..

17 Haziran 2010 Perşembe

tatatataaaam:)

uzun zamandır tatil adı altında bir şeyler yapmadığım için son iş günlerim hiç bitmiyormuş gibi geliyor tabi:)
ofiste dandik dundik şeylerle uğraşıp vakit geçirmeye çalışıyorum.
bugün tofitaya boğdum kendimi=)
sonra saçmalayarak iki de foto çektim ca-nım tofinin=)



neyse..
bir ara baktım istanbul no.su arıyor. a.ha dedim arkadaşlardan biri duydu gelceğimi niye haber vermiyorsun diye arıyor. açtım ama ı.ıh değil.
metro fm.den aradılar:) soru soruyorlar ve doğru cevabı yollayan ilk kişiye bilet veriyorlar falan. ama ben bugün msj da atmamıştım ki=) taaa 3 gün önce geyiğine atmıştım bir mesaj. geyiğine diyorum çünkü sorudan baya bir sonra atmıştım. bugün sorudğu soruya da doğru cevap veren çıkmamış, önceden mesaj atanların arasından birini seçmiş ve o da benim=)
kısacası Sonisphere'e katıliciiim=) zaten düşünüyordum 1. güne gitmeyi, ama dün "o kadar para verme ya" diye çevremden gördüğüm baskı üzerine bugün 'hakkaten gitmesem mi yaa' diye düşünürken resmen şans oldu bu, yihhhuuuww=)
dipnot: Hayatımda "o ha ne kadar şanslıyım" dediğim tek andı bu:)

15 Haziran 2010 Salı

hayatlarımız yok aslında.. iplerimiz ne yöne çekilirse o yöne hareket edebilirz sadece. bu böyle..
kendimizle ilgili karar alamaz, yaşantımızla ilgili plan yapamayız. ya da yaparız. ama uygulayamayız. çünkü o kısım bizden çıkar ve başka ellerdedir artık.
bugün de bu nedenle sıkıntılıyım. tatil için hevesim kalmadı. keşke iznimi almış olmasaydım bu tarihlere, ya da en kötü ihtimalle keşke istanbul biletimi almasaydım. başka bir yerlere gitmeyi planlasaymış. ne düşünüp, ne hayal ettiysem hepsi gerisin gerisi çıktıkları yere girdi, kapandı.
bu arada en son istanbula gidişim için de almış olduğum bileti aldığımdaki niyetimle, gittiğimdeki eylemlerim çok farklı olmuştu. yine hevessiz gitmiş ve mutsuz dönmüştüm.
tekrar gitmeden önce planlarım alt üst oldu, belirsiz bir şekilde zamanımı geçircem bakalım ne olacak, nasıl olacak.
tam 8 gün anlık esintilerle yaşayacağım, aslında kulağa hoş gelmiyor değil ama sadece planlarım alt-üst olduğu için sinirli olduğumdan o hoşluğun tadına varamıyorum.
bir de sadece olay tatilim değil ki... başka mevzular da var işte.. her şey düzeldi, yoluna girdi, kendi yönümü belirledim derken, hooop! bir şey çıkmazsa olmaz zaten di mi!!!
sinirlerim tavan yaptı yine off neyse..

13 Haziran 2010 Pazar

dün sabah yazlığa ailemin yanına geldim. üşengeçliğime çeşitli kılıflar giydirerek denize falan inmedim. tüm gün yattım kalktım, nete girdim..biz buna sürünmek diyoruz arkadaşlar arasında. evet akşama kadar süründüm resmen. ama oh ya çok uzun zamandır böyle dinlendiğimi hatırlamıyorum. denize girmeyi de pazar gününe erteledim. bugün de daha fazla kendimle çatışmamak adına niyetimi yerine getirdim. iskeleye indim, yüzdüm, piştim ve tekrar eve çıktım. saat 9a geliyor ve ben hala dönmek istemiyorum. burdan çıkıp eve varmam, toplu taşıma araçlarını kullanmak istediğim takdirde in-bin olaylarından dolayı yaklaşık bi 4 saati buluyor. sağolsun sitede bir çift dönerken beni götürmeyi teklif ettiğinden bu saati bekledim, işime de gelmedi değil tabi.
off cidden yarın iş olmamasını o kadar çok isterdim ki..

bugün yine sabrım zorlanmakta. birilerine sürekli aynı şeyleri anlatmaya çalışmaktan çok yoruluyorum çünkü. neyse..
ha bi de istenmemek ne kötü şey di mi?
birilerini kendinizden soğutmaya çalışırken, sırf canınızı yakamasınlar diye, sizden cidden soğuduğunu farkedince ne de acı geliyor bu değil mi? evet öyle bence. bence, çünkü ben dengesizim.
ama rol yapılmasın artık bana ya,, kötü şeyler bile açık bir şekilde söylenebilsin yüzüme.
alakasız cümleler, bağlantısız gibi dursa da değil, kafamdakileri siz de duyuyormuşsunuz gibi davranmam size haksızlık mı bilemiyorum ama istediğim açıklığı ben başaramıyorum..

11 Haziran 2010 Cuma

tatil mi neee???


ahhh, bugün cuma, ne şahanee! :)
günlerdir bende bir sevimsizlik mevcut. can sıkıntısı öyle bir kapladı ki ne yapsam boğuyor. film, dizi, müzik, kitap.. herşey herşeeeyy..
neyse bugün cuma, tatilin ilk ayağı başlasın=) yarın sabah yazlığa gideceğim, oh şimdi kalabalıklaşmamıştır da site, sakin bir haftasonu olucak, misss. zaten sonrasında da yeterince hareketli olucak, dinlenmeye vakit bulamıyorum hiç.

a.ha bu da doğumgünümden bir kare. en soldaki de ben oluyorum. hiç 45 yaşında göstermiyorum değil mi? kimse demez yani 45 yaşını doldurmuş diye. çünkü değilim. sadece 39.5 :)

8 Haziran 2010 Salı

bugün bomboş ve çok sıkıcı. zaten artık zırva öykülerden de yazamıyorum, eğlenemiyorum doğal olarak. hangi şarkıyı açsam boğuluyorum, ben ki şaşırtıcı bir şekilde müzik dinlemekten sıkılıyorum bugün. hiçbir şey hissettirmiyorlar.

birşeyler yapasım var ama ne olduğunu henüz bulamadım. o mu bu mu diye kendimi yokluyorum ama biliyorum ki beni eğleyecek şey aklıma geldiğinde yerimde duramayacağım. hep öyle oluyor, ne istemediğimi biliyorum, ne istediğim ise meçhul. ancak karşıma çıktığında "a.ha lan bu iştee!" diyorum. bulurum bulur.

bu arada grupla müzik çalışmalarına başladık baya oldu aslında bahsetmeyi unuttum. elemanların öğrenci olmaları ve şu ara da finallerinin olması sebebiyle şimdilik düzene binmedi bu çalışmalar. ayrıca gruptan 2 farklı elemanla da ayrı ayrı çalışmalarımız olacak. toplamda 3 farklı grupla çalışcam sanırsam. ya da bilemiyorum. benim derdim vakit geçirmek, onların hayalleri var ve ben de sadece yanlarında bulunuyorum. bu konuyla ilgili hiçbir hedefim yok.

hee bir de geçen haftasonu benim doğum günümdü lan! 5 Haziran.. Kutladık falan. Birkaç foto da ekleyeyim diyordum da üşendim. Belki sonra..
Cumartesi saat 19.30 gibi yer ayırttığımız yerde buluştuk, 15 kişiydik. Yemek, sohbet, pasta, içki ve hediyeler:) saat 23 gibi benim isteğim üzerine kahve evi tarzı bir yere gittik, orda da inanılmaz geyikler, saçmalamalar.. zırvalıkları seviyorum.
en son 5 kişi kalmış bir grup olarak, saat 1 gibi de bir bara gittik, canlı müzik, hoplama zıplama işleri.. eskiden rock bar dedikleri şu an bildiğin, rakın eller havaya versiyonuna dönüştü. eh be piyasa toplumu sen nelere sebep oluyorsun böyle! neyse ordan çıktıp kebapçıda noktalandı mekan değiştirme macerası. en son eve gittik, temizlenip arınıp yatağa girmemle saat de 5'i bulmuştu artık.
Yalnız çok garip herkesin üstünde bir bitkinlik vardı, bende de aynı şekilde. Hani benim için planlanmış bir gece olduğu için, heveslerini kırmamak adına herşeye tamam dedim, sahteden bir hevesle:) Yine de güzeldi ama ya.. düşünülmüş olmayı seviyorum:)
neyse.

4 Haziran 2010 Cuma

çok acayip haller yaşıyorum. güne keyifli başlamışken birden bastıran anksiyete krizinin manasını çözemedim. ve bugün yine doktordan randevu alamadım. var ya sanki metallicanın solisti de imza için randevu istiyorum, o da böle gereksiz bşe için randevu veremiyor. ne zaman arasam haftayı doldurmuş oluyor gerizekalı. neyse uzun araştırmalarım sonucu doktor buldum bir tane, bakalım bir deneyeyim.
inanılmaz sinir stres basıyor, sanarsınız menapozdayım.

herşeye bir tahammülsüzlük. beni geren insanlara dayanamıyorum artık. ve gittikçe beni geren insan sayısının artmaya başladığını anladım. aslında birşey yaptığım yok onlara karşı, hatta cidden tepkisizim, tahammül sınırlarımı zorluyorum ama içten içe bana zarar veren bir şey bu.

üzüldüğüm çok şey var ayrıca, onları da haykıramamak falan iyice geriyor.

ayrıca, son bir şey,,
karşılıklı iletişimde bulunduğum bir insan benden sessizliğimi ömür boyu korumamı rica ederse, buna saygım sonsuzdur. neticede eminim ki düşünüp konuşmuştur ve bir bildiği vardır. işte bu yüzden de bazen susarım ben.

haykırmak


ben hiç avazım çıktığı kadar bağırmadım..

Garden State'ten bir sahne. ve ben o sahnede ağladım. bilmem o an kötüydüm sanırım.
izlerken, salak gibi gözyaşları içindeyken "avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum" dedim.
o günden beri de böyle,, AVAZIM ÇIKTIĞI KADAR BAĞIRMAK İSTİYORUM!
insanlardan uzak, ıssız, yüksek bir yerde, yüzüme vuran hafif bir esintiyle.. bağırmak istiyorum tüm gücümle.
bunu hiç yapmadım ki:(

2 Haziran 2010 Çarşamba

çok üzülüyorum bazen..
genelde hevessiz ve karanlık yanım baskındır, ruhumda, hep hissettirir kendini. saklayabiliyorum ama. sadece burda...
kimse duymaz ve kimse bilmez kısaca.
şimdi öyle geziniyordum nette, yine hüzünlendim. birileri pasparlak hayatlarla benim alanıma sokuyorlar göz boyayan renklerini. ve büyüsüne kapılanlar için hiçbir çabam yok. savaşmam ve kimseye kendimi kanıtlayamam. ve rakibim olmasına dayanamam. rakip kavramını hiç sevmem. kaçarım. ah! yazamıyorum. üzülüyorum. ve bir tükenmişlik içindeyim, ifade edecek takatim yok.
yorgunum.

1 Haziran 2010 Salı

günlerdir yine ağırım, bedenimi yatağa yapışmış olması, sabah kalkabilmek için önce kendimi yere yuvarlamamı gerektiriyor. ve ben bıktım, her sabah bir posta ağlamaktan. çok aptal dönemlerim oluyor bu ağlama konusunda. aylarca ağlayamıyorum, ağlarken olan her şey oluyor vücudumda, kalbim acıyor, gözyaşım gözümden dökülmüyor da kalbime doğru, geçtiği yeri yakarak ilerliyor. sonra bu aylarca dışa akamayan gözyaşı dönem dönem, gerzek nöbetler halinde benim oluyor yeniden.
gece oluyor, yatağa giriyorum, düşünüyorum her şeyi, zoruma gidiyor ve ağlıyorum. sabah uyanıyorum, bedenim yorgun. sırtüstü ve kaskatı halimde boş boş yatıyorum, düşünüyorum, kabullenemiyor, üzülüyor ve ağlıyorum tekrar.
kimseye anlatmadıklarım var. ilgi istemiyorum, kimsenin bana mecbur olmasını istemiyorum çünkü. ve sanırım biraz da gururdan, bazı şeyleri söylemek zor geliyor.
dün garip bi gündü. kötüydü. her şeyden vazgeçtim ve herkesten. beni belki 3 gün önce cidden çok sevindircek bir şey zamansız söylendi. hiç değeri yoktu. hevesim kaçıp, tüm sabrım tükendikten sonra. hiç değeri yoktu. ve bence hiç değerim kalmamışken, ben de bunu kabullenmiş bir şekilde kendime yeni fırsatlar yaratmak için her şeyi sonlandırırken gelen bir şey beni ne kadar mutlu edebilir? hiç!
dün tüm gün kendim için planlar yaptım. gözümü karartıp bugüne ait tüm şeyleri geride bırakacak planları yapabildim, önemlisi o gücü hissettim.şöyle bir sesli halde dile getirildiğinde belki de bir filmden fırlamış gibi, bir ergenin hayali gibi gelir kulağa. ama gayet bilinçlice verilmiş kararla çıkan bir plan bu. bu eyleme de giriştikten sonra sonumu düşünmeden hareket edicem, ne gelirse gelsin ardına umrumda değil. çünkü hiç bir şeyden korkmuyorum. neticede tek ben olacağım için, kimseye gelicek herhangi bir zarar da söz konusu olmayacak. böylece kafam rahat. bir de başkalarını düşünmek zorunda değilim. ayrıca çaresizlik diye bir şey de olmayacak. son olarak, 'çare'm aynı olacak. ne yaparsam yapayım tüm yolların sonuna koyacağım şey aynı. o konuda bile özgür karar verebileceğim için içim rahat.
dilimin ucuna kelimeler geliyor, sahiplerine söylemek istediklerim, hemen vazgeçiyorum. kendimi tutuyorum. aynen şu an yazarken de oluyor bu hadise. ve.. yazmaktan vazgeçiyorum, yeniden hafızalarda yüzeysel kalmaya karar veriyorum.