sıng with me!


MusicPlaylistRingtones
Create a playlist at MixPod.com

31 Ocak 2010 Pazar

noluyo lan!

lan olm noluyo? höt!
öldüm mü yoksa lan,
olm iyi şeyler oluyor bugün korkuyorum..
bak bu hayra alamet değil, birkaç iyi şey, hem de aynı günde..
yok yok, bu benim bünyem için çok fazla..

ama güzel lan,, yüzüm gülecek
evet evet gülecek...
aylardır içimde yaşadıklarım düzelcek gibi bi umuda kapıldım sanki ..

sabah güzel uyandım bidefa, bu iyi bişey,
gece süper uyudum ki sanırım aylardan beri ilk kez 8 saat uyudum.cidden inanamıyorum..hiç uyanmadım mı,, evet uyandım ama yeniden uyudum ve çok çok rahat uyudum, sanırım iyi uyanmamın nedeni bu.

dün akşam dışarıdaydım, dediğim gibi kötüydüm,, doğrusu kötü başladım, sora içtim ki bu yanlıştı(hatırlat da bir daha kendime zarar vercek bşey yapmicam). her zamanki arkadaşlarımdan farklı bir ortamdı, farklı insanlar ki bu iyi geldi. dediğim gibi kendimden bahsetmemek sadece geyik yapmak için şu ara çok yakınlarımla görüşmüyordum. ve kimseye moralimi çaktırmadım ki bu huyumu seviyorum. alabildiğine geyik, kahkaha, süper sohbetti. sonra keyiflendim ulan hakkaten. ciddi muhabbetler de yapmadık değil, benim görüşlerimi hepsi ağzı açık dinledi, inanamadılar. hatta biri sessizliği bozup " ne kadar ilginç sanki bir erkek konuşuyor" dedi. ardından talihsiz arkadaşım 'D' de onayladı ve hepsi bişeyler söyledi benimkinin tam tersi şeyler. 'D' , 2 kere boşanmış olduğu halde, ki ciddi hayal kırıklıkları yaşadı, hala evliliğe olan inancını yitirmemiş bir erkek.ortamdaki kızlar da o da evliliğe inandırmaya çalıştılar, hiçbiri beklediğim kelimeler değildi, umrumda bile olmadı. zaten ben geyiğe vurdum tekrar ve muhabbet kahkahalara dönüştü. sadece konuşmayan 'J' vardı. benden 6 yaş büyük ve karakter olarak inanılmaz benzeriz. millet orda yarılırken biz konuşmaya başladık, düşüncelerimin analizini yaptı önce, sonra sorun bu di mi diyerek bi tespitte bulundu ve doğru tahmindi. sonra öyle birkaç şey söyledi ki işte aklıma yer etti, gerçekti de. işte sanırım beni o kendim gibi olan insandan duyduğum birkaç cümle çok etkiledi. iyi ki dün orda bulunmuşum, belki şuan bu kadar iyi olamazdım. gece iğrenç bir haldeydim ama sabah yepyeni uyandım.
evet birşeyler var hala üzüldüğüm, yediremediğim ve kabullenemediğim, ama bununla hayatımı mahvetmeyi düşünmüyorum.. çünkü iyi olacağımı biliyorum.. kendi içimdekiler bana yeter, dış dünyanın da sorun çıkarmasına izin vermeyi düşünmüyorum..ve 'J' nin o sözleri gerçekten anlamlı, aklımda bulunacak mutlaka.

ha bu arada ölüm cazibesini yitirmiş değil.. o hala benim seçimlerim dahilinde yaşayacağım birşey, fakat öncesinde yapacaklarım var;) ve düşündüm de lan ben azıcık kendine inanan birisi olduğumda her boku yapabiliyorum hee. geçmişe baktım, ciddenkarar verdiğim herşeyi yapmışım.. çok şey yapmış mıyım?? hayır! ama yapmadıklarım, onu yapacağıma dair inancım olmadığı için gerçekleşmeyenler. sadece isteyip uğraşmadıklarım.. ama cidden kararlı olduğum hususta herşeyi gerçekleştirdiğimi biliyorum. bir de insanın destekçileri olmalı ki bu çok önemli, yalnız da olur herşey ama destek de ayrı bşey bee:) ciddiye aldığım herşeyi yaparım ulan.. bu bir kişisel gelişim kitabından alıntı sözler değil, geçmişten çıkarım sadece. dayanamıyorum örnek vericem,,, çalışmadan öss kazandım olm ben, öle az buz bi puanla falan değil hee, 340 puanla kazandım. sayısalcıydım bu arada. şimdi çalışmadım ama nasıl kazandım ben? ciddiye aldım çünkü, istedim, yaparım ne varmış dedim, olmicak gibi bi ihtimal bile yoktu. ama dersleri ii takip ettim, sınavları aksatmadım, deneme sınavlarından sonra yapamamış olduklarımı çok çalışkan sıra arkadaşıma sorar anlattırırdım ve son 1 ay da 10 tane deneme çözdüm. hımmm, sonra başka ne örnek verebilirm,,, aa bak deli organizasyonlar yaptım hee, hem de öyle böyle değil, acayip bir çabayla başardığım şeyler hem de. öyle ki karşıma olmasın diye bi ton engel çıkıp, hepsini bir şekilde atlattığım garip organizasyonlar. sırf birilerini mutlu etmek için yaptım, çünkü istiyordum. yani isteyip karar da verdimmi engel tanımam arkadaş! =) işte yeterki iş o azim aşamasına gelsin=)

neyse işte,,
bugün güzel uyandım, annem tost yapmıştı, wuhuuuwww bayılırım=)
bugün güzel uyandım, yemek yiyebildim, hatta öğleden sonra tatlı bile yedim. hala çok çabuk yoruluyor nefes nefese kalıyorum, hala kalbim çok da normal değil ama birkaç gün öncesine göre süperim.
inişlerim çıkışlarımla hala ben benim ama kontrol mekanizmamı geliştirmeye karar verdim. inişlerimi daha kısa tutma çabalarında buluncam, çünkü öyle olmaktan memnun değilim.
bugün yaptıklarımla ilgili de yazmak istiyordum aslında başta ama içimden başka kelimeler döküldü, eh onları da sora yazarım...
güzel şeyler dedim ya işte, bir günde birkaç güzel şey=) heyecan falan var=)

longing list_


Çakıl'ımı çok özlüyorum. anlatamam, o kadar çok. yıllarca hayat boku savurdu durdu farklı yerlere ama yine de birbirimizi en iyi anlayan insanlar yine birbirimiz olduk. şimdi yine ayrı şehirlerdeyiz ve buna rağmen varlığını çok güçlü bir şekilde hissedebiliyorum. çok enteresan bizi çok benzetiyorlar, içten gelen birşey sanırım. herkes benzetiyor bi de o daha ilginç. " ay o da aynı sendir kesin, kesin aynı tepkileri verir. " ikimizin de bir diğerimiz için başkalarından en çok duyduğu cümledir herhalde.
tam 28 gündür görmüyorum, ama az kaldı 12 gün sonra bikaç günlüğüne de olsa görüşücez. zaten şuan birşeyler yolunda gitmeye başlıyor gibi ve bu da yine hep beraber olmamz konusunda büyük bir umut doğuruyor,, bu iyi, iyi, iyi:)))


*** bilgisayarımı yatağımın üzerine bırakıp gidip, oda dışındaki işlerimi hallettikten sonra bilgisayarımı kucağıma alıp onu kaldırdığım yere oturmaya bayılıyorum bu kış günlerinde..özellikle geceleri:))

korku yakamdan düşmüyor

korkuyorum..
kendimden sadece...
alkol almam yasaktı ve ben bu akşam o yasağı baya bir hakkını vererek bozdum, cidden almamalıymışım şuan anlayabiliyorum.

gittiğim zaman, yani varoluşumu noktaladığımda kimse sorumlu olmayacak, değil de zaten,, anne baba eş dost falan, alakası yok, insan ne yapıyorsa kendi yapıyor. ve yaşadığımız - iyi veya kötü farketmez -herşeyi hakediyoruz.

30 Ocak 2010 Cumartesi

damla

ağlayamadığımı farkettim.. aynen ağlarkenki hisler, fakat gözden akan herhangi bir damla yok, içimeyse yağıyor.. kalbime akıyor.. bunu biliyorum, belli bir yere kadar böyle devam edip, sonunda kriz geçiriyorum. keşke böyle olmasa..
neden kandırılmaya çalışılıyorum sürekli bilmiyorum.. dürüst olunduğu takdirde herşeyi kaldırabilirim, göğüsleyemediğim tek şey ise rol yemek, kandırıldığımı öğrenmek. kalbimi acıtıyor bunlar. yaralı ruhum hiç iyileştiremediklerini almaya devam ediyor. bazen altından kalkamayacakmışım gibi geliyor. maskemi çıkarıp tüm içtenliğimi gösterdiğim insanın beni paramparça etmesi çok koydu. evet ne kadar söylese de değer vermediğini biliyordum, önemsemediğini de. farketmiştim ama yediremedim sanırım, çünkü benim onda gördüğüm bu değildi. gerçekten değer verse vazgeçmez, kabullenmezdi bazı şeyleri de. ya neyse.. daha ne kadar aynı şeyleri yaşayacağım bilmiyorum. o kadar salağım ki güzel olan hiçbir şeyi görmüyor, aksine kendi ellerimle itiyorum.. en güzeli çıkarmamak üzere o maskeyi takmak tekrar, kim tarafından ne olarak görüldüğüm umrumda olmadan,,, duygusuz, ruhsuz, umursamaz ve bencil olarak adlandırılmak hiç de zoruma gitmiyor. en azından kendi acıma kimse yenisini ekleyemiyor. sadece gülüyorum dünyaya, eğleniyorum,,
ve sevilmeyi haketmiyorum bu kadar, bunu da bana nasıl bu denli karşılıksız değer verebildiğine şaşırdığım kişiye anlatmalıyım, her ne kadar bundan önce de defalarca anlatıp kabul ettiremediysem de beni bu kadar sevmesinin gereksizliğinden bahsetmeliym. sevgiyi geçtim ama hiç bitip tükenmeden artan aşkına anlam veremiyorum. haketmiyorum!

karmaşa

yeter artık! huzur istiyorum azıcık. gitmek istiyorum bu evden , lanet neden döndüm ki sanki!
herkes birbirine girmiş vaziyette 1 haftadır dayanamıyorum, hepimizin sorunu ortak aslında. düzelmeyecek hiçbir şey bu evde. salak salak ergen isyanlarında gibi hissetmek istemiyorum artık. ne olacak bilmiyorum, sırf bu yüzden herkesten oldum, bu konu kendi problemlerimi unutturup herşeyden çok canımı sıkmaya başladı. akşamları insanlar evine gitmek ister, benim ayaklarım geri geri gidiyor. geçmişe dair hatrımda kalanlara bakıyorum ve hiçbiri güzel şeyler değil. geçmişte bizi düşünüp de boşanmayan annemin aslında bize ne kadar kötülük yaptığının şuan farkında olduğunu biliyorum ama birşey söyleyemiyorum. herhalde anne ve babasının ayrılmasını benim kadar çok isteyen insan evladı azdır. artık bağırış çağırış, kavga gürültü benim için o kadar olağan bir şey ki bir arkadaşım "annemle babam kavgalı" dediğinde bön bön bakıyorum, ne var bunda dercesine.

geçen akşam eve geldiğimde annemin bana söylediği bir söz beni o kadar etkiledi ki o dakikadan beri sürekli o ifade gözümün önünde, o cümle beynimde, kendini yineleyen sinyaller şeklinde kendilerini gösteriyorlar. çok içime battı. özeti kendimizi kurtarmamızı isteyişiydi, aklım varsa bir an evvel gitmem gerektiğiydi.

tercihlerimi bu doğrultuda yapmak istemiyorum işte. ey aile düzenim senden, ve ey baba en çok da senden nefret ediyorum. sayenizde yanlış tercihlerle geçen ömrüm, sırf sizden kurtulmak için yine yanlış tercihlerle yokolacak.

beynimi etkileyecek koşullar bunlar olmamalı. bir şeyi gerçekten istediğim için mi, yoksa en iyi yol bu olduğu için mi yapacağımı bilmeliyim. ya da ne bileyim çaresizlikten..

beni daha da bok hale getiriyorsunuz! ve o kadının beyninde bir şeyler tekrarlanırsa şayet seni cezalandırmanın bir yolunu bulacağım aptal adam!

canımı en çok acıtan da babam hakkında düşündüklerim işte.. koşulları, olayları geçtim, ama insanın 'ev'inde kendini böyle hissetmesi, aileye bakış açısının bu olması gerçekten çok acı! işte buna üzülüyorum gerçekten. böyle düşünüyor olmaktan utanıyorum. ama beni siz utandırıyorsunuz maalesef sevgili ailem! ya da en doğrusu babam!

huzursuzum, rahatım yok! anılarda da yok, hep tedirginlik ve hep bir diken üstünde olma durumu. çok çok çok uzun bir mevzu bu gerçekten. annemin "bu yaştan sonra" muhabbetlerini yenmesini diliyorum, gemileri yakmasını, kendisini özgür kılmasını! birilerine hak ettiği dersi vermesini.

çalkantılı zamanlar bunlar ve yıllardır o küçük delikten sızan su batırsın bu gemiyi artık, batalım beraber ve herkes istediği yere kulaç çırpsın.
ve ben sığıncak bir liman istemiyorum! sığınmak kelimesinden iğreniyorum!
neyi ne için yaptığıma bir karar vermem gerekiyor. en az gösterdiğim değer kadarını gördüğüm bir yer olmalı, en az uğruna yapacağım fedakarlığın karşılığını bulacağım..

değersiz hissedeceğim başka bir yer istemiyorum,, bünyesinde benim alternatifimi bulunduran bir yer istemiyorum. hırslı değilim, rekabet etmeyi sevmem ve tek değilsem, özel değilim demektir. özel olmamak acıtsa da, bunun geri döndürülmesi için hiç çaba sarfedilmediğini belki bir süre kabullenemesem de kabullenmeyi becerdiğim zaman giderim o yerden.

bu evden de gidiyorsam eğer, olması gereken gibi hissettirmediğiniz için, çocuğunuzuz biz ama özel olduğumuzu hissetmedik hiç! iletişim kopukluğu.. okula gönder, sadece veli toplantısına git, karneye bir 'aferin' de, ödevini yaptın mı diye sor.. o kadar.. neyi nasıl yaptığımız çok da önemli değil aslında, ya da ilgi alanlarımız neler.. ruhumuzun ihtiyaçları neler...

teşekkür ederim cidden aileme, sayelerinde kendi üzerime daha çok düşünüyorum, ruhumu acıtcak herşeyden kaçmak istiyorum. 'düş' bazen çok çekici çok tatlı gelse de kaçmak yine de, acıtmasına izin vermemek..
kendi 'dü$'ümü de terkettim, 'dü$' olduğum zihinden de kaçtım.

kurtulmalıyım... çaba harcamalıyım.. gerçekten neyi ne kadar istediğime karar verip, çok istediklerim için uğraşmalıyım,, değeceğine inanmalıyım.. o yolda bir hata yapsam bile vazgeçip durmamalıyım, pişman olmayı bilmeli ve hatamı düzeltmek için herşeyi yapmalıyım.. çaba işte ya, çaba harcandığı bilindiğinde eminim ki bir şekilde bu emek insana geri dönecektir. risk almalıyım bir defa, garantici mantıkta gidersem, gerçekten istediklerimi değil yetinmek zorunda olduklarıma sahip olurum hep.

offff... o kadar sinirlendim ki yine herşeye, uyumayı unuttum, başıma ağrı girdi ve bu şekilde bok uyurum! o ha saat 4 buçuk olmuş, tee ne zamandır yazıyorum, her satır arası hayale dalıyorum falan..derhal bilgisayarı kapatıp karanlıkta ağrımın hafiflemesi gereken koşulları sağladıktan sonra uykuya geçişi sağlamalıyım, zira evdeki saygısız bireylerin ne zaman ses çıkaracakları belli olmuyor.. biliyorsun hassas bir uykum var..

öyf! yeter.

bokbokbokbokbokbokbokbok

bok lafını söylemeye bayılırım.. her türlü tepkiyi bok kelimesini tüketerek verebilirim, eğleniyorum öyle. bok işte bok bok bok.

neyse, öküz gibi çalışıp yorulduğum bir haftanın ardından son iş günümde, pazartesiye az işim kalsın diye, biraz geç çıktım. ve bu gün sabahtan itibaren bana bugünü bitirmemde dayanma gücü sağlayansa eve gelir gelmez yapacağım sıcak banyo ve ardından tv karşısında sımsıcak odada mayış mayış bir akşam geçirme hayalimdi. ama o da her hayalim gibi, kapıdan girer girmez aldığım akşam misafir gelecek haberiyle yıkıldı. ve bu saat oldu gitmediler. ben de banyo falan yapamadım, oysa temiz temiz belki daha rahat uyurum diye umudum bile vardı. yeter artık dinlenmek istiyorum.. yarın haftasonu akşama kadar dinlenme planım var , umarım gerçekleştirmeme bir mani çıkmaz. akşama da dışarı çıkcaz sen de gel diye bir teklif geldi, tamam dedim ya bakalım artık o zamana kadar fikrim değişebilir de. aman ya hevesim yok ki hiç birşeye, sırf kendimi salıvermemiş olmak için birşeyler yapayım diyorum. zaten alkol falan alasım var uzun zaman oldu.. aman be en iyisi bok diyim de rahatliyim.. BOK ulan BOK=)

lan bugün doktor beni sinir etti hee, salak karı kaç kere aradım hastası var bilmemne diye görüşemedim. eşek sekreterin numaramı aldı, sen de ara bari, ölsem sorumlusu sensiz ha bok kadın!

heh, misafirler gitti artık pijamalarımı giyip rahatlayabilirim.

kızgınlığımı, öfkemi, hayal kırıklıklarımı, vicdanımı, kederimi nasıl hafifletirimin yollarını arıyorumm, hiç bahsetmemek en iyisi olur, en güzeli geyiğe vurmak diyorum ama dayanamadığım anlar da oluyor. neyse..



29 Ocak 2010 Cuma

longing list

mir'i özlediğimi farkettim birden bugün, çok ilginç.. görüşeli de çok olmadı oysa, yalnızca birkaç gün. en son görüşmemizde ikimiz de sürünüyorduk resmen, bitmiş 2 tip salak salak dolaşıyor=) geç geldi mir'im, ama olsun,, iyi geldi. olduğunu bilmek güzel,,

şöyle de ilginç bir şey var ki kimseyle görüşesim yok. yakınlarımla görüştüğümüzde illa ki kendimize dönecektir sohbet ve benim hiç benden bahsedesim yok. insanlarlayken sadece geyik yapasım var, dalga geçesim var herşeyle.

*** bu arada dün öğrendim ki 'J' nin öğrencilerinden biri Servet Çetin'miş, muhabbeti döndü, ortamda bazı GS li arkadaşlar Servet'in ne kadar yakışıklı olduğundan bahsettiler falan, görmemiştim hiç,, merak bu ya az önce aklıma geldi, google görsellerden bakim bakalım neye benziyormuş dedim. sayfayı açmamla kapamam bir oldu, öyk! yani hiç birşey söylemeseler böyle tepkiler vermezdim aslında ama o sözleri sarfeden arkadaşlara burdan selam eder, sayelerinde günlerdir yemediğim herşeyi yakışıklı anlayışlarının içine kusmak istediğimi bildiririm.***

haydiin size iyi haftasonları, bana da elektrik kesildiği için baştan başlamam gereken çizimimde sabırlar diliyorum,.. siz de dileyin, taam oldu, peki, bitti!

bitkin_

hastanelerden ilaçlardan nefret ediyorum. ayrıca doktor fobim var benim. gitmem gerektiği her zaman erteleyip rahatsızlıklarımın geçmesini bekledim, sonra da yırttım bir şekilde..

zamanında iğneden de inanılmaz tırsardım ama migrenim sayesinde, boku yediğim anlarda yani, tıpış tıpış kendim gidiyorum 24 saat açık polikliniklere.

böyle çok zorunda kalmadıkça ilaç almam, genelde de ataklarım dışında da kullanmamaya özen gösteriyorum. nazlı mazlı biri de değilim zaten , çekerim ağrımı sızımı. ama son zamanlarda vücuduma isteğim dışında enjekte edilen ilaçların, bilinçli ilk soluğumu hastanelerde almamın ardı arkası kesilecek gibi durmuyor.

çocukluğumdan beri yaşadığım ani çarpıntı sorunum(heyecan, sinir, stres yokken bile) son zamanlarda iyice azmış bulunmakta. 3 gündür kalbim yerinden fırlayacak gibi ve hiç yavaşladığı an olmuyor. o kadar yorgunum ki cidden ayakta durmakta güçlük çekiyorum. sabah apartmanın kapısından çıkıp minibüse varana kadar ( ki bu mesafe 30 mt falandır en fazla) yaşlı teyzeler gibi nefes nefese kaldım. aynı şey işte ve eve dönüşte de aynen devam etti. bi eli kalbinde bi yandan da nefes almaya çalışan, düşmemeye çalışan ben. ulan gülüyorum halime harbiden düşününce çok komik geliyo. akşam da evde, artık bi zahmet yarın teklifini hazırlayacağımız projenin çalışmalarına devam ettim ama bi yandan da fenalık geçiriyorum resmen. nefes alamıyorum kalbim fırlayacak gibi falan. zaten bu salağın pırpırlığı yüzünden göğsüm ve sırtım da ağrıyor artık. 2 gündür belli aralıklarla ölçüyorum, şuana kadar 110 un altına düşmedi. annem çok kaygılanıyor, bişey yoktur diyorum ama en son resti çekti:" yarın doktordan randevu almazsan.." annemin üç noktası çok pistir, harbi tırstım. "peki anne alıcam söz" dedim artık. bu sırada babam da -saolsun çok ilgili ve duyarlıdır- "110 normal yaaağğww" dedi. bu arada babamın kalp ve damar hastalıkları profesörü(!) olduğunu söylemiş miydim? yan dalını da beyin cerrahisinde yapmış, canım benim bilmediği yoktur:) herif öyle bir adam ki madde kullandığımdan şüpheleniyor ya. bilmiyorum, bir ebeveynin aklına gelen ilk şey bu olmamalı gibi.. annem endişelenmesin diye ben " ya bu kullandığım ilacın yan etkisidir, bir süre sonra bünyem alışır" diyorum, babam " ne ilacı kullanıyorsun sen ya?" diyor. ya höst be adam artık ne diyeyim sana, 2 haftadır bilmiyorsun sanki! ne dicem işte söledim, sanki bilmiyormuş gibi! "ya sen niye kullaniosun ki öle ilaç falan, neyin var ki, sen kendi kendini iyi edersin " bilmemne tarzı saçma salak şeyler. Gayet sakin bir tonla "Baba, sen psikoloji diye bir bilime inanmadığın için, dahası anlamadığın için, sana bunu anlatmaya uğraşmayacağım" dedim. Bıkkınım adam, yorma beni! Daralıyorum!

Zaten iyi değilim, zaten eksiğim,.. ve uykusuzum ve yatmalıyım...

27 Ocak 2010 Çarşamba

biterken ben, yaşıyor muydum hala?

günlerdir yemek yiyemiyorum, bugün hepsinden daha fazla.. tüm gün (ki bu güne 7 de başladım) mideme yiyecek namına inen tek şey 3-5 tane yulaflı bisküvi. Karnım aç evet ama yiyemiyorum, yoruluyorum. Zaten canımın da istediği birşey yok! Bir de akşam eve geldiğimde annemin zorla boğazıma dökmeye çalıştığı birkaç kaşık çorba var tabi, içemedim fazlasını.
kalbim yavaşlamıyor hiç, nefes almakta güçlük çekiyorum. birşey yemediğim halde boğazımda birşey kalmış gibi aynı, litrelerce su içiyorum o lokma gitsin diye. yerinde duruyor hala,,
tüm gün şekilden şekle girdim iş yerinde. iyi ki tek çalışıyorum yoksa bir de "neyin var?" sorularına cevap vermek zorunda kalırdım ki konuşmaya bile takatim yoktu hiç. ayağa kalktığımda, hatta zaman zaman otururken de vücudumu buz gibi bir ürperti sarıyor, o anda beynimin içi boşalıyor sanki. dokunma duyumu yitiriyorum, uyuşmuş gibiyim. saçlarımı, görmediğim bir çift el havalandırıyor, gıdıklanıyorum.
bedenen bu kadar kötü hissettiğimi hatırlamıyorum uzun zamandır. hasta falan da değilim üstelik. halsizlik durumunu sevmiyorum, geçsin hemen ya ve de geçicek zaten ona eminim..
peki ruhum da iyi olacak mı? ondan emin değilim işte.. bomboşum, bomboş! bir bir gidiyorum herkesten. insanlar yoklardı aslında , ben olduklarına inandım sadece.
ruhumun eksik bir parçasını bulmuştum tesadüfen, ama göçebeydi ve yine eksik bırakacaktı beni. kalmayı vaadetmedi, ve ben herşeye rağmen her ana razıydım, kendimi kandırdığımı farkedene dek.. kendi seçimimle eksik kalmak belki birazcık da olsa katlanılabilir diye düşünüyordum ama elde ettiğim şey pek farklı olmadı. her şekilde, acı çekmeyi becerebildiğim için kendimden nefret ediyorum. sanırım yaşadığımı hissettiren tek şey acı!
yok olmak istiyorum, silinmek, kaybolmak.. olmamak hiç! gerçekten karanlığıma batarken ben, tek olmam en iyisi. daha güçlü hissetmem gerektiğini biliyorum, olmadı. herkeste işe yarayan bende yaramadı.

korkuyorum.

uyku sorunuma lanet ediyorum. uyuyarak kaçmak istiyorum, hissetmemek hiçbir şey! uyuyamıyorum, uykumda bile duyuyorum herşeyi, hatta sese daha duyarlı oluyorum, beynimin de çenesi düşüyor.. sonuçta yatakta döne döne sabahı ediyorum.

kayboluyorum,,

paranoid android

yaklaşık 1 haftadır anlamlandıramadığım bir yorgunluk hakim bünyeme. Öyle böyle değil, 'kolumu kaldıracak halim yok' un tam karşılığı tarzında bir yorgunluk. Kaslarım tutmuyor sanki, yürürken titriyormuşum gibime geliyor. Ayağa kalktığımda gelen soğuma hissi az sonra bayılacağımı işaret eder gibi ama bayılmıyorum neyse ki geçiyor sonra. Bu gereksiz yorgunluk da gitsin hemen!

Baştan sona kadar insanı çeşitli ruh hallerine sokan şarkılara bayılıyorum. Paranoid Android de bunlardan biri. Dinlerken bir duygudan diğerine koşuyor ruhum. Çıkıyorum, iniyorum. Radiohead'in tüm işleri gibi bu parçanın müziği de enfes. Söz olmasa bile aynı şeyleri hissederdim bu şarkıda ama Tom'un etkisi de büyük tabi ki bu parçalayıcılıkta. Anlamsız sesler çıkarsa bile o sesiyle yeter, kelimelere cümlelere gerek yok. Kimi zaman kızgın, kimi zaman dertli ve ağlak, kimi zaman sabırsız, heyecanlı ve coşkulu hallere rahatlıkla sokar adamı 6,20 lik müzikte.
Güne başlamak için iyi bir parçaydı, tüm gün de yanımda olacak sanırım.

26 Ocak 2010 Salı

evet, bekliyordum bunu..

sonunda olan oldu ve babam kafayı yedi.
çok enteresan bir adam olan babam, sürekli insanı şaşırtmayı becerebilen biridir. durur durur bi laf atar ortaya. az önce de yine bombayı patlattı, "helikopter motoru yapıcam" dedi, hepimiz dumur. ya çok cins bi adamsın baba, sen sanarsın ki herşeyi yaparsın ama değil be öyle. bi de bana dönmüş soruyor "peki ben o motorun devrini nasıl ayarlarım?" diye. Ya baba bi git ya!

25 Ocak 2010 Pazartesi

çıkarıp atayım bari bu kalbi,, ya da aklıma sıçayım:)

Aşık olduğun adama arkadaş olmicaksın şu hayatta! Bir süre bu hoşlarına gidiyor, hep senin en farklı olduğunu söylüyor, en sonunda da gelip sana kalbini paramparça edecek itiraflarda bulunabiliyorlar. Övünmek gibi olmasın (ki yazımın devamında aslında övünmek olmadığını çok iyi anlayacaksınız) sevgililerimin çoğunun -en azından benim en aşık olduklarımın- hayatlarının en farklı sevgilisi oldum. Benim yanımda kendileri gibi olabildiklerinden tutun, aşk meşk dışında da her boku konuşabildiklerinden, sorunlarını hep benimle paylaşmak istediklerinden(hatta kimisi sadece benimle paylaşabilirdi), onları ne kadar da iyi anladığıma şaşırdıklarından ve ölesiye geyik yapabilip anlamsızca eğlenebildiklerinden bahsettiler durdular."Ay ne güzel, kendimi özel hissediyorum" falan dedim, çünkü olmak isteyeceğim son şey klasik bi karakterdi. Ama bu böyle sürmüyor tabi. Bir süre sonra aranmamaya başlıyorum, ya da muhabbetin değiştiğini hissediyorum. Lan nedir yani? illa ki nazlı mazlı birşey mi olmalı? sokakta kedi köpek görünce vik vik kaçmalı mı? "Aşkıaaammm yaaa elim acıdııııııı" diyen bir tip mi olmalı? Ya da ne bileyim rahat olmamasına rağmen giyilen kıyafetler, mevsim kış olmasına rağmen açılan bir böğür sahibi mi olmalı acaba? Ya da sevgilin yanında "hassiktiiiirrr" bile diyince, "inanmıyorum ceeeenk ne dedin seeeeğn?" diye tepki mi vermeli? Örnekler çoğaltılabilir tabi. Yok işte bir erkeğin iç dünyasını açabileceği bir kız olduğunuzda o aşkın ömrü kısadır, benden demesi. Ha istisnalar yok mu? Tabi ki var, benim de karşıma çıktı, sonuna kadar da sadıktı kendisi. Ama genelinin işine mi gelmiyor artık, kendilerini daha mı erkek hissetmek istiyorlar bilmiyorum çoğunlukla güçsüz tiplere koşuyorlar. Hem karakter hem de dış görünüş olarak şöyle en çıtı pıtısından tiplere.
Şimdi ben bu kalbi söküp atayım hakikaten, çünkü ben de sürekli paylaşım içinde geçen aşklardan yanayım. Yani içsel gerilimlerimizi birbirimize rahatça açabileceğimiz, sokaklarda salak salak dolaşabildiğimiz ve her adımda inanılmaz eğlence malzemeleri çıkarabileceğimiz, saçma sapan geyikler yapabildiğimiz, bir filmi bir şarkıyı enine boyuna saatlerce konuşabildiğimiz, beraber yaratıcı fikirler çıkarıp bir şeyler üretebildiğimiz türden şeylerin yaşandığı bir aşk işte. Bunun yanında karşındakinin her zaman keşfedilecek bir yönünün olacağını bilmek, her an sana yeni bir şeyler sunabilecek olması da o aşkın vazgeçilmezidir. Kimse kimseye hakim değil, hep yaşanılacak yeni şeyler var ve dolayısıyla heyecan,, Amma ve lakin dediğim gibi sürmüyor bu. Aşk kısmı gidip arkadaşlık kalıyor. İşte o nedenle aşkınla arkadaş markadaş olmican, naz yapcan, onun sorunlarını görmezden gelip kırmızı çantana uygun ayakkabın yok diye aldığın kırmızı babetlerinin kırmızısının tonunun çantanınkiyle tutmadığının canını ne kadar sıktığından falan bahsetcen. Nasılsa sevgilinin yeteri kadar arkadaşı var, sen sadece sevgili ol! işte bu durumda aklıma sıçmam lazım (ki aslında yine kalbimle bağlantılı bir durum sözkonusu) çünkü ben hiçbir zaman tanımadığım bir insana aşık olmadım. Cidden sadece görmekle aşık olduğum kimse olmadı. Ha bu tabi ki benim arkadaşlarıma yan gözle baktığım anlamını taşımıyor.Arkadaşlarım da arkadaşım kaldı hep ama şu ana kadar ki sevgililerimin hiçbiri hayatıma potansiyel sevgili olarak girmedi. Şu veya bu şekilde tanıştığım bir süre sonra nasıl olduğunu anlamadan farklı şeyler paylaştığımı, samimiyetimizin ilerlediğini (ama nasıl desem normal bir arkadaşlık değil, dostluk değil) ve aklımın hep onda olduğunu farkettiğimde anlıyorum ki aşık olmuşum. Yani karşımdakinin karakterini çözemeden aşık olamıyorum sanırım.Zaten bu kalp kalbe karşıdır lafının gerçekliğine inanıyorum. Çünkü benim en güzel ilişkilerim böyle başladı hep. İşte bu yüzden de aklıma sıçayım yani istesem de sevgilimin arkadaşı olmama gibi bi şansım yok. O nedenle de hep aynı sona mahkumum sanırım:) Ama böyle kalacam lan, hiiiiç de kasamam kendimi:) Başka türlü ilişki mi olur, peah! çok uyuz!

23 Ocak 2010 Cumartesi

içi boş

Hiçbir şey yapasım yok. Buna rağmen bugün yine az zamana çok şey sığdırdım. Çok yorgunum, zaten şu son 3 gündür anlamlandıramadığım bir yorgunluk var üzerimde.
Aslında tatil olan bugünün sabahında sıcacık yatağımda tembellik yapıyor olmam gerekirken, üzerinde çalıştığımız bir ürünün çalışmaları için atölyeye gittim. 45 dakika çalışıp elimizde hiçbir şeyle ordan çıkmak uyuz ediyor adamı. Ya patroncum şu hesaplamaları iyi yap, her gittiğimizde bi bok çıkarma ya. İşe girdiğimden beri mütemadiyen o depoya gidilir, o sistem bir çalıştırılıp hımm mmm fln yapılır, her aşamada bir şey değiştirilir ama sonuç pek değişmez. Neyse işin mekanik kısmı beni ilgilendirmediği için rahatım valla, yalnız işleyişi değiştirelim derse o zaman rahatımın içine eder tabi, işin yoksa tekrar programa kafa yor, hiç uğraşasım yok. Sonuç olarak bugünkü başarısız denememizden sonra o program değişcek gibi duruyor.
Neyse çıktım atölyeden, şef sağolsun beni istediğim yere bıraktı. Hava buz ama yürümek istedim, ara sokaklarda dolandım öyle. Ne güzel evler varmış yahu! Pff sonra ne yapacağıma karar veremedim. Canım bir şey yapmak , gezmek tozmak istemiyor, eğlenecek geyik yapcak havam da yok, yorgunum ama eve gidesim hiç yok. Zaten bugünkü o halimle insan içine çıkmam suç sayılabilirken sokaklarda dolaşamazdım öyle. O esnada arkadaş aradı çağırdı oraya gittim, tembellik yaptık sonra attık sokağa kendimizi. Konuşa konuşa 1,5 saat yürümüşüz. Islandık da azcık. Ordan ayrıldım eve gelme niyetiyle, bir yere sığamıyorum ya, başka bir arkadaşa uğradım , azcık da orda vakit geçirip nihayet eve geldim. Bu saat oldu kayda değer yaptığım bir şey yok. Bomboş bir gündü. Akşam azcık proje üstünde çalışmam gerekiyordu ama "üşen, ertele, vazgeç" ilkemden şaşmadım yine. Ulan nolcak benim bu tembelliğim, anca içime dert olur he! Bak kızdım şimdi yine kendime. Yok gideyim de sinirden titreyeyim. Ya da müzik dinleyeyim be.
o vakit benden sizlere gelsin,, click!


iş-güç!

Bıktım yahu bu işten, valla bıktım. Ne tutarsız bi iş. Oturuyorum günlerce, rahatlığa alışıyorum sonra hooop, neymiş efendim denetim varmış. Haydiii, başla çalışmaya, bir de stresi bassın seni haftalarca, o denetim geçene kadar huzursuz ol. O da geçti gitti, yine 2-3 haftadır yatış modundaydım ki zart die bir iş çıktı ki ne iş. Daha işe girdiğimden beri böyle bir iş yüklenmemiştim. Bir proje ki maşallah bok gibi çizilmiş, sadece mimarisini yollamak yerine tefrişli boku yollamışlar, bi de tek tek onları görünmez yap, o haa artık bodrum ve zemin dahil edilirse 8 kat. Sonra ona tesisatı çiz işin yoksa. Sonra bir ton detay daha. Kullanılan her ürünün de önden, yandan, arkadan görünümlerini çizip her birine ayrı dosya hazırlicam. Tesisatın metrajından bahsetmiyorum zaten, çaplarına zartlarına zurtlarına göre ayır, inişleri hesapla, şaftlar, santraller, boklar, ıyyy. Off offf çok sıkıcı ya, ve 1 haftada nasıl bitireceğim konusunda hiçbir fikrim yok. Gözlerim çıksın artık napim, ya da öleyim ben,, evet evet öleyim. Taam hadi öldüm bittim gittim.

22 Ocak 2010 Cuma

Anathema bunu yapmak zorunda mısın?

Güne Lost Control ile başladım, böyle de devam edesim var.

21 Ocak 2010 Perşembe

nihayet!

Ne güzel kalktım bugün yataktan ohhh:)) peki neden olabilir? uyudum ulan uyudum bugün, nihayet:) öyle 8-10 saat değil belki 5-6 saat uyudum ama gece rahattım en azından 1000 kere uyanmadım, 3-5 kez uyandım ama hemen tekrar daldım uykuya ve bu sayede de sabah gayet dinlenmiş uyandım. Devamının geleceğini umuyorum.

Günlerdir yağmur durmadı, hava hep karanlık. Sabah, perdemi başımın üstünden geriye attım -her sabah olduğu gibi- ve güneşle birlikte içime daha bir rahatlama yayıldı. Ya bilmiyorum ama galiba ben bugün biraz kendimden yana umutlu mu uyandım ne. Hep böyle olsun ya, sevmiyorum ben karanlık yaşamayı, elimde değil çöküyorum çoğu zaman. Neyse aman aman, şimdi o mevzuya girersem kararcam yine, gerek yok yani.

Ayy dün esnemekten ağzım yırtıldı resmen, akşama kadar esne esne bi hal oldum yani. Zaten 2 gündür de inanılmaz çarpıntım vardı. Hani çocukluğumdan beri benim için normal olan bir şey bu, ortada heyecan sinir yokken bile zart diye kalbim hızlanır, aniden yorgun hissetmeme neden olurdu. Fakat bu son 2 gündür olanı hiç yaşamamıştım. Arkadaş hiç mi yavaşlamaz ya, pırpır pırpır, ne bu? Alla alla bari gece yavaşla, ama yok deli etti beni, uyuz uyuz gezdim 2 gün öyle. Ama nihayet bugün normale döndü, bak havadanmış demek, hihhii:))

Havadanmış deyince aklıma anne babaların her boka buldukları türlü nedenler geldi. Neyse bu ayrı yazı mevzusu olabilir şimdilik bu yazıda daha fazla kalabalığa gerek yok.


19 Ocak 2010 Salı

öleyim artık ya!

Normal şartlar altında bayılmam lazımdı bu uykusuzlukla. Her sabah kendime yalancıktan verdiğim "akşam eve gelir gelmez yatacağım" sözünü bugün tuttum. Geldim, azıcık birşeyler yedikten sonra yatağa girdim. Lanet ayaklarım ısınmadı bir türlü, titredim durdum. Hafif bulantı eşliğinde 4 saat yatakta dönme dolapçılık oynadım. Uykusuzluktan başım bir garip. Mp3 çalarımda birkaç tane beni uyutabilen şarkı vardı onlarla denedim ama olmadı, bir süre sonra sinirimi bozdu, çıkardım kulağımdan. Her ses beynime batmaya başladı, dışarıda ıslak zeminden geçen her arabanın çıkardığı ses sanki beynime vurulan bir jilet darbesi. Kalktım daha fazla dayanamadığımdan. Bir bitki çayı içtim ve içmemeye kararlı olduğum ilaçtan 1 tane. Uyumak istiyorum sadece. İnsan çaresizken her şeyi deneyebiliyor hale geliyor artık. Of o yatağa girmek istemiyorum, 2-3 gündür o kadar içimi sıktı ki yine aynı kabus ve sancıları istemiyorum. Yarın iş var yine ve çıkasım yok evden. Cidden bu vücut dinlenmeden insan görmemeli.
taam yeter, kes , höt, bitti!

18 Ocak 2010 Pazartesi

hayretler ve sinirler

son zamanlarda anlayamadığım bir çok şeyden birisi de bana olanlar.
Bu uyku sorunu iyice çığrından çıktı. Çok sancılı bir geceydi yine. Önceki yazımda da söylediğim gibi dün pek bir uykusuzdum, kaç gündür uykusuzum zaten, haftasonu da baya bir yorulmuştum. Süper bir uyku çekmenin hayaliyle yatağa girdim 23.30 da, 3-5 dakika içince dalmışımdır uykuya. 1.30 gibi uyandım , sonra sabaha kadar dön dur yatakta. Uyuyamadıkça daha çok sinir oldum, sinir oldukça uyuyamadım. Arada bir kısa kısa dalıyordum uykuya, onda da kabuslar gördüm hep.1.30 dan sonra uyuduğum zamanı toplasan ancak 1, bilemedin 1,5 saat eder. Alışkındım huzursuz uyumaya ya da uyuyamamaya ama bu kadarı fazla, artık algım zayıflıyor.

Vücut ısım da kendini koruyamıyor bir türlü. Dün, en yüksek sıcaklıkta çalışan klimanın olduğu odada üzerimde battaniye ile bile içim titriyordu. Gece yatakta ise, artık kabuslardan mıdır sinirden midir bilmem ama su içinde kaldım diyebilirim.Buna da uyuz oldum.

Son günlerde böyle garip şeyler oluyor işte bana. Baş dönmeleri, bulantılar, vs. Baş ağrılarımın da sıklığı arttı zaten. Saç da kalmayacak yakında bende.

Babam garip bir şekilde ilgilenir gibi yaptı dün akşam. Senin bir sorunun mu var kızım anlat diye. Tövbeee.. baba bizim senle ne zaman böyle bir iletişimimiz oldu yapma böyle şeyler. :) kızsam mı gülsem mi bilemiyorum yani.

Sabah işe gelirken, haftasonu, nöbetçi eczanenin sapa bir yerde olması nedeniyle alamadığım ilacı almak için işyeri yakınındaki 2 eczaneden birincisine girdim. Reçeteyi uzattım çocuk aradı ilacı, arkadaşına "yok" dedi, o da "var " diyerek ordan bi ilaç çıkardı ve getirdi koydu önüme. Ulan iyi ki reçeteyi daha önce okumuşum. Zira önüme konan başka bir ilaçtı. "Sizce burda yazan bu ilaç mı?" dedim, "eşdeğeri" dedi. Haydiiii, gel de sinirlenme. "yani bunu vermeden önce, bana sormanız gerekir" dedim. çıktım sonra ama nasıl sinirlendim yine sabah sabah. İkinci ezcaneye girdim, orda da yok bu ilaç ama neyse ki onlar böyle bir densizlik yapmadılar.Arkadaş ne ilaçmış ya. E artık iş çıkışı koştur koştur giderim bir eczaneye, bulursam alırım.

tamam bitti şimdilik.





17 Ocak 2010 Pazar

bi uyusam geçecek ya..


sonunda hava aydınlandı da yataktan kalkmaya bahane buldum. uyumuyorum resmen ya. günlerdir uykusuzum, dün de sabahın köründen kalkıp ekstra bir çalışma için atölyeye gittim. sabah 8 den akşam 7 ye kadar ordan oraya fıldır fıldır gezdim resmen, çoktan da çok yoruldum. akşam başım ağrıyordu, geçtiği pek nadir zaten de neyse işte bekle bekle geçmedi yatağa girdim artık saat 1 e doğru.Başım ağrırken uzanamam, baş aşağı sallandırılıyor gibi olurum. O nedenle 3 yastığımı üstüste koydum ve belimden itibaren 45 derecelik bir açıyla uzandım. Uyuyamadım bir süre öyle salak salak düşündüm falan e sonrasında artık bayılmışım, dalmışım uykuya. saat 3e doğru zart diye uyandım ya sanki 20 gün uyumuşum, nasıl dincim anlatamam. Ulan diyorum hergün 5 saat uyuyorum maksimum, yarın da erken kalkmam gerekmiyor uyumalıyım falan dinlenmeliyim, diye. Ya yatakta dön dön dön arada 10 dakikalık baygınlıklar, gözümü açıp açıp yeter sıkıldım sabah olsun artık diyorum. Baya bildiğin uyuyamamaktan sıkıldım ya. Sonra şükür artık sabah oldu, kalktım biraz dolandım herkes uyuyor bulaşacak kimse yok, yine yatağa girdim bari vücudum dinlensin diye. 8 e doğru ablamın uyandığını anladığım an fırladım yataktan gittim çene çaldık, ehhe. Başım da hala iyi değil. Uykusuzluktan sanırım, kazan gibi dedikleri şekilde tam da. off off bugün yine çok yoğun, evde biraz işim var sonra uçarak dışarı.. Gözlerim yanıyor biraz. püff, neysee, bedenim yine yorgun düşmese bari..Yoksa koridordan vuran beyaz ışıkla hiç uyunmuyor arkadaş!

13 Ocak 2010 Çarşamba

değişkiler, hımm,,

son 4 aydır hayatım çok değişti. Aslında gelin bir dıştan bakın, değişen bir şey yok görünürde, ama bana pek bir farklı geliyor herşey. Bakışım, hislerim değişti çok. Derine ittiğim ben, orda zaptetmek için çok uğraştığım ben, geri geldi.

Hayatım değişti. Değişmedi mi? Evet, 'R' yine arkadaşım, evet 'O' yine erkek arkadaşım. Öyle değil işte.. sürünüyor herşey. Ben yüzeysel yaşadığım sürece var herkes. Düşündüğüm zaman, sorguladığım zaman azalıyorlar. hem içimde, hem dışımda.. En özelime girmeyeceğim ama 'R' kısmına değinebilirim.

Garip birşey oldum sanırım, 4 aydır -özellikle son 1 aydır- sürekli fotoğraf arşivimi kurcalıyorum. Önce 2008 klasöründeki ay ay arşivimi, sonra 2007 deki Şenlik klasörümü, sonra 2005teki önce dandik cep telefonu kamerasıyla çekilmiş olanları sonra dijitale geçişimi falan, hepsini didik didik ediyorum.Sonra diğer klasörlere bakıyorum. Saçın insanı ne kadar değiştirdiğine şaşırıyorum her seferinde. "Ulan ne kadar eğlenmişiz" diyorum. Her baktığım günün hislerini yaşıyorum tekrar, yüzümde salak gülümsemeler, kaş çatmalar, birilerine kızmalar falan beliriyor. Ne yapmaya çalışıyorum? Acaba o günlere iyice sarılıp sahip çıkma hareketi mi bu sürekli fotoğrafları karıştırmak? Bazen böyle gaza geliyor, savaşmalıyım desem de sadece benle olacak iş değil ki bu, illa ki zaman akacak, bunlar da anı olarak kalacak sadece.

Bugün de yine (hatta az önce) açtım bakıyorum. "15 gasım 2008" klasöründeyim. Gasım yazmak istedim diye üzerine yaptığımız geyikler, konudan uzaklaşmalar falan belirdi alımda önce. 'G' gelmişti yanıma haftasonu için, ben yine 'R' yi çağırmıştım bizimle beraber takılsın diye. 'R' ile ilişkimiz çok farklıyDI. Lise 3 dersaneden beri çok iyi arkadaştık. 2. yıl ÖSSye tekrar hazırlanırken, okul gibi olan dersanenin farklı sınıflarındaydık ama o telaşa kendimizi kaptırıp birbirimizi unutmadık hiç. Ders aralarında ve dışarda hep birlikteydik. Üniversiteyi farklı şehirlerde okuduk. Son 2 yılımda R sürekli benim şehrime gelirdi, süper eğlenirdik. Yazları bizim yazlığa giderdik sürekli. Tüm arkadaşlarımla tanıştırdım, okulumdaki arkadaşlarımın bile baya bi samimiyeti vardır onunla. 2005ten beri beraber olduğum 'O' bile benim olduğum kadar samimiydi onunla. 2008 Hazirandan beri aynı şehirdeyiz tekrar, 'O' ile nereye gitsek çağırırdık, hep beraber bişeyler yapardık. İşte ben kimle ne kadar samimiysem R de öyle olurdu neticede. Annem ona da kızım derdi. Bizim aileden olmuştu resmen, ablamın da gözbebeğiydi. Kardeş kelimesinin karşılığı olmuştu benim için. Şu hayatta gözüm kapalı uğruna fedakarlık yapabileceğim nadir insanlardan biriydi. Ama herşey o kadar değişti ki neler oldu neler bitti hiç anlamıyorum. Annemin ameliyatı sırasında, yaşadığım o dönemde en çok ihtiyaç duyduğum kişiydi belki ama göremedim yanımda. İnanamadım hiç, evet üzüldüğünü biliyordum, evet bilinçli yapmıyordu ama yoktu işte. Kaldı ki ben insanlardan özel ilgi bekleyen biri hiç değilim, ona ağzımla söyledim gel bize kal diye, ama hep sunacak bahaneleri oldu. Sonrasında oturup hiçbir şeyin aramızda yolunda gitmediği üzerine bir konuşma yaptım, ama 1,5 ay sonra.. O da farkındaydı zaten ağladı falan, düzelteceğinden falan bahsetti. Ben de " bu nasıl düzelir, ya da düzelecek mi birşey diyemiyorum" dedim, "çünkü beni inanılmaz şaşırttın, senden kesinlikle beklemeyeceğim şeylerdi bunlar, bana hissettirdiklerin" dedim. Ama ben biliyordum ki, o yeterince uğraşırsa benim yine kardeşim olurdu, çünkü 'R' idi o, nasıl yokedebilirdim ki ben onu? Fakat zaman geçti ve birşeyler düzelmedi maalesef. Daha kötü oldu. Çok yüzeysel yaşıyor hiçbir şeyin farkında değil. Nikahlandı da zaten, gideceği için olabilir mi bu rahatlık? Ama bu baya baya bencillik ki R bencil biri değil-di! Ben ona 1,5 ay önce yine bir şans verip benim için özel haytaım için çok önemli birşeyi paylaştım ama sonrasında 1 kez dahi sormadı nasılsın diye.. çok üzülüyorum. ve hala inanamıyorum. 'M' nin de canını sıkan bir ton şey var ona da öyle. Ben artık kendimden geçtim çünkü biliyorum ki benim bu hislerimin artık dönüşü yok, üzlüyorum ama maalesef yok! Fakat 'M' için öyle değil biliyorum, o nedenle Rnin bir an önce kendine gelip o tarafı kurtarması gerekiyor en azından.
Bu arada görüşüyoruz yine tabi ki eskisi kadar değil nadir de olsa, ama birşey paylaşmıyoruz, zaten onun da hal ve hareketleri farklı biraz. ne bileyim eğlenemiyorum ben artık zaten, hafiften kasılıyorum, yeni tanıştığım bi insanlaymışım gibi geliyor bana, o da öyle sanırım.

Offf, gerçekten bugün ağır geldi yine bu mevzu, etkilenmem artık diyordum ama değil işte, 15 gasım etkiledi. çok eğlenmişiz, ne kadar içten gülüşler var. İçimi o dostluğumuzun sıcaklığı kapladı, sarıldım telefona napiosun demek için. Aradım zaten konuşamadık pek, eskisi gibi de konuşamıyorum ki, o samimiyeti görmüyorum. Neyse..

Öyle işte neden nereye.. bundan 4-5 ay önce sorsalar tahmin edemeyeceğim, hatta ihtimal veremeyeceğim şeyler yaşıyorum. Şaşırdım hep, enteresan..


12 Ocak 2010 Salı

BU FİLM ARANIYORRR!!!!

yahu bu filmi arıyorum benn, bu sahneyi gördüm ve yardımlarınızı bekliyorummmm!!!!

nane güzeldir:)

aklıma geldi, aslında blogu açarken çevremde kimseye anlatamadıklarımı üzerimden atacak bir yol buldum diyordum. gel gör ki zaman geçti gitti, yazdıklarıma bakıyorum ama bi bok yok yani, insanlardan sakladıklarımı falan anlatmamışım. tabi bir kısım şeyler var ama onlar da hep üstü örtülü. bak marlacım olmaz böyle, at kurtul işte!
mesela, bugün artık yazayım birşeyler dedim, ama yok ya olmuyor, beceremiciiim sanırım..
bok! anca bunal, onu yaz, milleti de bunalt! kızdım bak şimdi, neyse,,

'en' özel ve karmançorman hayatıma girmeden anlatabilirim birşeyler tabi..

dün inanılmaz gerildim iş yerinde, çok kızdım patroncuğuma. niye?
geçen hafta perşembe yanına çağırdı beni, mail gelmiş ABİGEM (Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi)'den, Dış Ticaret Uzmanlığı eğitimi var, gitmek ister misin, dedi. Önce düşündüm, işletme temelim olmadığı için çok zorlanacağımdan bir isteksizlik kapladı beni. Tamam, üniversitede 1 dönem İktisat, başka bir dönem de Yönetim ve Organizasyon dersleri aldığım doğru ama naısl geçtim bir de bana sorun. İktisat'tan hoca 10 soru verdi 5'i çıktı, arz talepten başka bir şey öğrenmedim. Yönetim ve Organizasyon'da ise her derste o haftaya ait 7-8 sayfalık notlar dağıtıyordu hoca, sınava çalışırken yarım saatte 1 sayfayı anca çalışıyordum, yemin ederim son yılki sınavlarda üzerinde en fazla vakit harcadığım ders o oldu ya. İşte tüm bunları düşündüm ve korktum o eğitimden. Ama sonra hain aklım devreye girdi ve, ulan iş başvurularında etkisi olur bee, dedi bana. Hemencecik "tamam" dedim patrona ve derhal ön kaydımı yaptırdım. patron parasını yatırcak ki kesin kaydolayım. Eğitim pazartesi öğleden sonra başlicak, cuma oldu para yatmadı. cuma akşam oldu yok. "hüeeeyy, noliiii?" dedim, pzartesi öğlene kadar yatırcağımızı bildirmemi istedi ABİGEM'e, "eyhh pekala" dedim. Dün sabah gittim patrona, sordum hani dekont? Kartla ödicez, demez mi! Off, aradım sordum kartla da ödenmiyormuş:( Patron da gözlerde hüzünle, "bunların başka eğitimleri oluyor, onlara katılırız" dedi. Ya çok sinirlendim yine bir isteğim elimde patladı diye, çünkü her ne kadar orda şirketlerden takımlı makımlı amcalar, ot mot tipler ve sıkıcı mevzular eşliğinde 2 haftayı zorla bitirecek olsam da heveslenmiştim, yararı olcaktı yani. Ama kızgınlığım geçince patroncuğuma üzüldüm çok. Adam oncacık parayı bulamadı ya. Bu ay maaşıma zam falan da olmadı diye kızamadım zaten. Maalesef her hafta ödeme zamanlarında alacaklarımızı arayamadığını, hatrının geçtiğini de utana sıkıla aradığını, tüm bunlardan sonuç alamayıp kimi ödemelerimizi yapamadığı, ay başında maaşlara yakın vakitte yine ordan oraya koşturup alacaklarımızı temin etmeye çalıştığına falan ben şahit oluyorum. Üzülüyorum ya! Ama çok iyi adam aslında, kriz döneminde 1 kişiyi bile işten çıkarmadı. Hatta işçiler atölyede boş boş oturuyorlar diye, (bir dönem hiç iş yoktu) patrona "isterseniz 15 er gün çalışalım yarı maaş verin" diye kendileri öneri sunmuş, o kadar ki seviliyor da yani. Ama yapmamış, herkesin maaşını da tam vermiş. Öyle işte.. Neticede aldığım para yetmiyor, yaşadığım şehir de dar. Kriz bitse de gitsek:)

7 Ocak 2010 Perşembe

hep aynı şeyi bulduklarm___2

"Düşün!Bize, matematik dünyasının kurgusal ve sonsuz olduğu öğretildi. Bunu kabul ederim. 1'den sonra 2 gelir dendi. Bunu da kabul ederim. Ama sonra, 1 ile 2 arasındaki sonsuzluğu düşündüm. Peki o nereye gitti? İrrasyonel sayılar varken bir sayıdan sonra diğer bir tam sayı nasıl gelebilir? Eğer 1'den sonra virgül konursa ve bunun da kıçına sonsuz sayı konabiliyorsa 2 nasıl gelir? İşte! Soru bu! Yanıtsız bir soru. Ve işte matematiğin hatası! dolayısıyla matematik yok. Onun üzerine kurulmuş dünya düzeni de yok... Ama ben anlayabilirim. Anlayabilirim bu sorunu. Ve o zaman ortaya yaklaşık sayılar çıkar. Yani hiçbir sayı tam değildir. Hepsi tama yaklaşır. Ama varamaz. Demektir ki, 1,999...9'u bize 2 diye yutturmaya çalışan bir dünyanın çocuklarıyız. Ve dünya da aslında tam gibi görünürken, aslında bir irrasyonellik harikası. İşte bunun için hayat yoktur. Olsa dahi o da irrasyoneldir! Yani anlamsızdır. Ne bir başlama nedeni, ne de bir oluş nedeni vardır. Evrende uçuşan kocaman bir irrasyonellik. Tabii ki dünyanın anlamı olması gerekmiyor. Belki de onu anlamlandıran üzerinde yaşayan akıl sahibi yaratıklardır. Ama onlarında bizi getirdiği nokta ortada!"

6 Ocak 2010 Çarşamba

batmak..

Tıkandım..Evet kelime bu, tıkandım kaldım. Beynim işe yarar bir şeyler üretmeyi bıraktı. Yapmak istediğim, hatta başlamak için heveslenmeye yetecek kadar fikir biriktirdiğim işlerim var. Ama tıkandım işte. Elimde küçük "düşünce defteri"mle kaldım öyle. Hergün notlar alıyordum ani 'çakma'larımı. Pff şimdilik bir şeyler düşünmüyorum işte. Ayrıca çalışmam ve öğrenmem gerekenler de var. Çoğuna hevesim yok kabul, zaten onları yapmadığım için çok da üzüldüğüm söylenemez ama baya bir hevesli olduğum o konuda neden bir şey yapmıyorum? Tembellik sardı. Çok fena. Geliştirmek lazım o mevzuyu, çalışmak lazım.

Tıkandım.. Sadece somut planlarım için değil. Yazı, müzik, sinema ve çizim için değil. Hayatımda da kaldım öyle olduğum yerde. Duygularımda da... Vermem gereken kararlar, izlemem gereken bir yol ve göze almam gereken zorluklar var.Ama 'gereken'lerden nefret ettim her zaman. 'Kabullenme' gibi kavramlar uzak bana.

Ah insanlar! Hepsi onların yüzünden. Bencilim diye geçiniyorum hatta böyle bir etiketim bile var alnımda ama çelişiyorum yine her zaman olduğu gibi kendimle. Neden içimden geldiği gibi anlık yaşayamıyorum. Aslında bu başka bir şey. Açık olmak istiyorum. "Ben bunu bunu yapıyorum, nedenim de bu!" diyebilmek istiyorum,, açıkça. Bunların birilerini üzeceği düşüncesiyle öylece kalıyorum.

Gitmek istediğim bir yol var. Ama kalmamı isteyen (bana söylemese de gitmemi istemeyen) birisi var. Çok sevdiğim biri. Gideceğimi ve nedenimi açıklayamayacağım, çünkü benim gibi hissedemeyeceğini bildiğim biri. Hayatta üzmekten en korktuğum kişi. Herkes mutlaka herkes, hayatta bir parça da olsa en az bir kere umrumda olmadı, ne hissedeceğini düşünmedim. İlk kez her anımda ne hissedeceğini umursadığım biri bu. Bana karşılıksız her şeyini vermeye hazır biri. 'Ama' sı var işte. Onu üzmemek için kalırsam ben üzülücem, içimde kalcak bir şeyler biliyorum Çünkü kabullenemiyorum ya hiç, hadi bu geldi önüme bunu yaşayayım diyemiyorum ya! Gitmek bir risk, belki o zaman da üzülücem ama içimde kalmamış olacak, merakım dinmiş olcak. yapsam neler olurdu demicem. Ve en basit haliyle anlatımı bile buyken işin içinde bir sürü başka şey daha var. Çaresizim resmen. Herkesin en az üzüleceği başka seçenekler bulmaya çalışıyorum, bulamıyorum. Tıkandım.. Belirsizim.. Kararsızım.. Şartlar sadece bana bağlı değil. Çaresizim sadece.. İşte bu yüzden iyi değilim.. içimde bir şeyler sönüyor..