22 Şubat 2010 Pazartesi
wim mim mim wim jim bim, höyt!
o arsız bir sürgün__
21 Şubat 2010 Pazar
19 Şubat 2010 Cuma
11 Şubat 2010 Perşembe
8 Şubat 2010 Pazartesi
hep aynı şeyi bulduklarım_4
Gümüşüm ve doğruyum. Önyargılarım yok
Gördüğüm her şeyi yutuveririm bir anda
Olduğu gibi, aşkın veya nefretin sisiyle kaplı değilim
Zalim değilim, içtenim yalnızca
Küçük bir tanrının gözüyüm, dört köşeli.
Çoğu zaman karşı duvarın üzerinde düşüncelere dalarım
Pembedir duvar, benekli. Öyle uzun zaman baktım ki ona
Kalbimin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Fakat titriyor.
Yüzler ve karanlık ayırıyor bizi tekrar tekrar
Şimdi bir gölüm. Bir kadın eğiliyor üzerime,
Erimimi arıyor gerçekte ne olduğunu anlamak için
Sonra bu yalancılara dönüyor, mumlara veya aya.
Sırtını görüyorum ve sadakatle yansıtıyorum sırtını
Gözyaşlarıyla ve bir el hareketiyle ödüllendiriyor beni
Önemliyim onun için. Geliyor, gidiyor.
Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini
İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın
Havalanıyor ona doğru günden güne, korkunç bir balık gibi.
Sylvia Plath
6 Şubat 2010 Cumartesi
kendimi işime adadım ulan!
4 Şubat 2010 Perşembe
hep aynı şeyi bulduklarım_3
CANIM SIKINTI SINIRIAydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben. Yere, göğe, zamana, denize, kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutla tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını. Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor, işte yetkin eşitlik...her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi birgün başka bir eskiciye vereceğim, o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler ve ben özgürleşeceğim.--Nilgün Marmara--
bıkkınlık
3 Şubat 2010 Çarşamba
2 Şubat 2010 Salı
ters giden birşeyler var
zar zor duruyorum ayakta, zar zor yürüyorum..
kimseye anlamasın diye çok çaba harcıyorum..
moralimde birşey yok ama fiziksel açıdan berbat haldeyim..
vücudum son zamanlarda hiç göstermediği reaksiyonlar sergiliyor..
işe geliyorum, mp3 çalarım kulağımda, tom azıcık bağırıyorken 2 koltuk arasından uzanmış siyah eldivenin omzumu dürtme**siyle şarkının beni soktuğu moddan derhal uzaklaşıp, müziği durdurdum ve arkamı döndüm, beni dürten** kadına bakıyorum. ne için dürt**tüğünü biliyorum ama birşeyler söylemesini bekliyorum. 5 saniye rahat bakıştık.
bekliyorum be kadın hadi boynum ağrıdı, söyle birşeyler.
tepem iyice attı artık, tamam anlıyorum belki rahatsız olmuş olabilirsin çok ses geliyorsa, kısmam için beni uyarmak istemiş de olabilirsin ama konuş be kadın. öyle 'ah gençlik nereye gidiyor bakışı' atıp, yüzünü ateşe tutulmuş poşet gibi büzüştürüp esneterek takındığın 'vah vah ifadesi' nin de hiç hoşuma gittiğini söyleyemeyeceğim. o dudaklarının aldığı şekil de sinirimi iyice bozdu.
en son gözlerini kırpıştırıp kafasını bir uyuz edasıyla hafifçe oynatarak, bir yandan da 'nasıl böyle olabilir inanamıyorum' modunda "sesi çok açıkk" dedi iğrenç bir vurguyla. "kusura bakmayın" dedim döndüm.
gerizekalı kadın. direk " pardon müziğinizin sesini kısar mısınız?" demek çok mu zordu acaba. salak sanki bana hayat dersi verdi, bi de taş çatlasa benden 5-6 yaş büyüktür.
o değil de şimdi benim adam gibi istediğim seviyede müzik dinleyebilmem için paraya kıyıp kulak içi bir kulaklık almam lazım ya.. neyse bak o salak surat geldi aklıma.
gideyim de bi meyve suyu içeyim bari.
**dürtülmekten nefret ederim!
ıvır ile zıvır_2
hangi zamanımda, 3-5 yıl önceki zamanımda de neyse önemi yok..
işte ben ordan, 1 milyoncudan yani,kuş kafesi aldım. ama
herşey 1 milyoncudan aldığım kuş kafesi o herşeye dahil değildi galiba,
5 milyona aldım. yani adam bana eğer o kafesi alırsam 5 milyon vereceğini
söyledi ben de 5 milyon karşılığında aldım onu. oh çok karlıydım artık. hem fazladan
5 milyonum hem de kafesim olmuştu.
artık ahmetin cebindeki para benim cebimdeki paradan yalnızca 3 milyon
fazlaydı. buna göre ben de benim paramın, ahmetin parasının yarısının 2.5 katı olması için selinin cebindeki paradan bana ne kadar para vermesi
gerektiğini düşünüyordum. ama selin kimdi ki? yoktu öyle biri.
olsun kuş kafesim vardı ya, varsın 3 milyon eksiğim olsundu.
ayrıca ahmet kimdi lan, dış kapının mandalı, yürüsün gitsindi.


