bacaklarına, kollarına ve vücudunun 3 farklı bölgesine
daha bağladığım çiğ ve kanlı etlerle, nehrin bataklığa
dönüşmüş en köhne bölgesinde, timsahların tek bir
zerresini dahi bırakmaması için terketmiştim
o cesedi,,
acımasızca katledilen bedenin, bendim faili!
sürekli "bir çocuğun saf kırılganlığıyla"diye başlayan
cümle yoğunluğu fazla öyküler yazardı. ayrıca "adeta"
kelimesini gerekli gereksiz kullanır, en az o bir kaç
-şimdi ismini vermek istemeyeceğim-
şair/yazar kadar sinirimi hoplatırdı.
bu yüzden mi öldürdün demeyin, evet buydu nedeni.
aslında onun için hiçbir şeyin hiçbir anlamı yokken,
herşeyin mutlak bir anlamı varmışcasına davranıp
her boka gözyaşı döken duygusal insan ayaklarıyla,
sadece kendi zevklerine itaat etmeleri için herkesi
kendilerini özel hissetmelerini sağlayarak kandırıyor,
büyülüyordu. o kadar süslü kelimeyi nereden bulduğunu
düşünmek istemedim, çünkü o zaman
gerçekten duygusal olduğu ihtimaline inanabilir
onu öldürmenin verdiği acının
kat kat fazlasını yaşayabilirdim, o yüzden düşünmedim.
müthiş bir cinayet planı olduğunu söylemeyeceğim,
herhalde bir insanı mezarlıkta öldürmek kadar
aptalca bir davranış olamaz. ucuz polisiye filmlerden
çalıntı bir senaryo, titrek eller ve sürekli "ya gözlerime
bakarsa" korkusuyla nükseden panik.. nitekim alçakça
bir hareketle arkadan saplamanın en kolayı olacağı
sonucuna vardım o bıçağı, o da öyle yapmıştı nasılsa.
... . ... .o anın nasıl gerçekleştiğini hatırlayamıyorum
ama aldığı darbeden sonra geriye doğru dönüşü
-ki kim olduğumu görmek istediğini düşünüyorum-
ve ardından yere düşüşüyle dikkatimi çeken ilk şey
yüzündeki ıslaklıktı. kirpikleri sırılsıklam,
gözleri kıpkırmızı..
mezar taşındaki isme baktım, soyadı tutuyordu.
sanırım babasıydı. hemen aklımda hızla koşuşturmaya
başlayan insani duyguları
ve psikolojik anlamlandırmaları
terkedip yerde yatan ve henüz kalbi atan adamla olan
işimi bitirmek için gerekli gücü topladım.
izlediğim dizilerde böyle olmuyordu hiç,, bulantı,
baş dönmeleri ve zaman zaman nefes alamama gibi
sıkıntılarla birlikte hırsımı alabilmem
tam 2 saat 47 dakika sürmüştü. inanamıyorum,
artık o değildi karşımdaki. hiç olmamış gibi davranmam
için de benim harcayacağım hiçbir çaba yeterli
gelmeyecekti. planımın ilk aşamasında sadece kalbinin
durmasını sağlamak vardı
ama ben anlamsızca canlılığını yitirmiş bir bedende
sanatsal denemeler yaptım. ağırlıkla
kırmızı tonlarını kullanarak.. gecikmeli de olsa
2. aşamaya geçme zamanı gelmişti sanırım,
işte o zaman
hikayemin başında bahsettiğimi gerçekleştirdim,
öncelikle cesedi sarıp bagaja kaldırmak için
deli gibi güç harcayarak.
oldu ve bitti.
bitti.
hala zihnimde kurulmasına engel olamadığım
soru cümleleri dolaşıyor, bense
gerçek cevapların benim yaptığımı haksız
çıkarmasından korkarak kaçıyordum durmadan.
işte o zaman kendimi ilaçlara verdim.
yarımken bire çıktım,
sonra onun da iki katı.
alkolle avunduğumdan bahsettim mi peki?
o da ilaçtan önceydi.
işe yaramayınca ilaca geçtim, ilaç da işe yaramayınca
ikisini beraber denedim, deniyorum.
belki ikisi bir aradayken dozajı daha farklı bir şekilde
ayarlamak gerekiyordur diye de bir kaç gün daha
birkaç farklı şekilde denerim.
değişmeyecek sonuçları, değişen durumların değişik
şekillerde yaşanılmasının ardından elde eden bir insan
tüm yolların sonuna geldiğinde
ne denemesi gerekirse değil
neyi bulursa onu dener. işte o yolun sonunda elimde
ne kalmış olursa sadece onunla uzaklaşacağım.
gidecek yol kalmadığında
fazlaca düşünmeyi de bırakacağım.
o zaman boşalmış zihnimle yeteri kadar
hafifleyememişsem eğer,
tüm ağırlıklarımdan kurtulacağım.
artık sevgi yok; onu seninleyken bırakmıştım ardımda.
aşk yok; onu mezar başında yok etmiştim zaten.
vicdanımı da, bardağın dibinden
yüzeye çıkan baloncukların hipnozunda yitirdim.
zihnimi yolun sonunda olduğumu düşünmemek için
yolda azar azar boşalttım.
uçmak için geriye kalan tek ağırlık bedenimse eğer..
ve yüzüne damlayanın
bulutların gözyaşı olduğunu düşünme her zaman,
ayaklarım yerden kesilmeden hemen önce
kestiğim bileklerimden fışkıran yoğun akışkan da
yer çekiminin etkisinde çünkü.
damarlarımdaki boşaldıkça hafiflediğimin keşfi
damağımda ıspanak tadı bırakıyor sanki..
bedenim yükseğe çıktıkça
başta avuçlarımda hissettiğim serinliği
şimdi daha net bir şekilde yüzümde hissediyorum.
sanki ben de çıktım içimden
'ben'den/'sen'den daha hızlı bir şekilde yükselerek.
baktım onun da ardından.
duyumsamam zayıfladı, uçuştu,
o akşam bizi donduran buz gibi bir rüzgar eşliğinde.
duyduğum sadece teninin saf kokusuydu..
asılı kaldım bir süre.
...
sadece rüyamda uçardım bazen ben.
..
bu sefer uyanmadım.