zamanında bir arkadaşım insanların işitsel, dokunsal ve görsel olarak ayrıldıklarından bahsetmişti. beni de zamanında sarfetmiş olduğum, "bir şarkıdan etkilenmem için sözlerden önce müziğinin içimde uyandırdığı his önemli" cümlemden ötürü duysal sınıfına sokmuştu.
tabi her insanda hepsinden biraz var ama bir tanesi daha ağır basarmış. her kişilik tanımlamalarında olduğu gibi bunda da böyle.
o zaman duysal olduğum bana fazlasıyla inandırıcı gelmişken şimdilerde, dokunsal olduğum kanısına kapılıyorum. evet, insanlarla ten temasından kaçan, öyle görüştüğümde insanları öpmekten filan hoşlanmayan ben, bu aralar bunu düşünüyorum cidden.
hiçbir şey düşünmediğim, hiç olmadığım kadar rahat olduğum geçmiş zamanımda birilerine dokunuyordum çünkü. şimdi oturup değerlendirdiğimde farkına vardım. huzuru birisinin kollarında hissedebildiğim zamanlar oldu. ya da başıma dokunulduğunda migren sancılarının azaldığı anlar...
ve özlüyorum. yolda yürürken beni saran o kolu özlüyorum. o hissi özlüyorum. sahilde otururken saçlarıma dokunan o eli özlüyorum. özlendiğim için, saçlarımın kokusunun tadılması için sarılmış olmayı özlüyorum.


