2 gün sonra istanbul'a gidiyorum, haftasonu scorpions konseri için kendime de böyle bir tatil verdim. cuma gecesi sevgilim de gelicek, beraber gidicez. şimdi benim akıllanmaz uslanmaz başım, hazr 2 gün erken gitmişken ozzy konserine de mi bilet alsam diye şeytan dürtmeleriyle boğuşuyor. yenik düşmek istemiyorum. ya da belki de istiyorumdur:) neyse param yok deyip bu mevzuyu sonlandırırım demek isterdim ama sanırım o gün geçene kadar bu kararsızlık ve gidebilmek için çeşitli mantıksız çözümler üretmeler devam edicek. neyse.
27 Eylül 2010 Pazartesi
ulan projelerden kafamı kaldıramaz oldum. en son elimdeki projenin çizimini bitiremezsem istanbul'a gidemeyeceğim korkusu sarmıştı ki sabah o konuda da rahatladım. işe gelirken, "bugün işin %90'ını bitireceğim ulan" diye kendimin bile inanmadığı verdiğim sözler, sabah patronun "çok da acelesi yok, o işi 10 gün ötelemeyi düşünüyorum" cümlesiyle birden gözden kayboluverdi. beni saran o azim yerini tekrar gevşekliğe devretti.
21 Eylül 2010 Salı
16 Eylül 2010 Perşembe
13 Eylül 2010 Pazartesi
uzun zamandır blogger!a girmiyordum, üzgünüm sık takip ettiklerimin bile yazılarını kaçırdım ve merak içindeyim arayı kapatcam=)
blogger'a girmediğim sürede ne yaptım? yoğun çalıştım ve bunun dışında özel yaşamımda da oldukça yoğundum. mesela geçtiğimiz hafta, 2,5 gün olan iş gününde yetiştirilmesi gereken işleri yetiştirip haftanın tatil kısmında da bu bayram denen olayın gereklilikleriyle boğuştum. iş yerimin durumu oldukça kötü olduğu için bu ay ki maaşımı henüz alamadan bayrama girdim ve sonunda ben de "aaaah ah nerde o eski bayramlar" dedim. bunu yaptım, evet! (lütfen siyasi espriler yapmayınız).
artık ben de bir büyük olmanın ve daha kötüsü hem büyük hem de çalışıyor olmanın getirdiği o korkunç sonuçla acı bir şekilde yüzleştim. bayram harçlığı! alamamaktan değil, kendi yeğenimin üzerine eklenen nişanlımın yeğenleri ile büyüyen yeğen sayısıyla, cebimde kalan paranın ters orantılı olduğunu farkettim.
bayram harçlığı dışında bir şey daha var. nişanlılık ya da evlilik işlerinin beni en çok ittiği yönlerinden biri de bu bayram meseleleriydi. işte onlardan ilkini de yaşadım. her yıl, yılda 2 kez bu işkenceye katlanabilir miyim bilmiyorum. henüz bünyem bayramdan arınamadığı için arınma süremi kestiremediğimden dayanabilirliğim konusunda bir tahminde bulunamıyorum.
bayramın 2. günü akşamı artık rahattım, artık kendimle yazlıktaydım ve dün sabaha kadar dinlendim, eğlendim. yazlıktan babamla dönecek olmanın, daha doğrusu babamın süreceği arabayla dönecek olmanın verdiği gerginliği yok saymak istiyorum. dün döndük şehrimize, oyumuzu kullandık. ailem yazlığa döndü neyse ki.
dün akşam da final maçında yediğimiz fark açıldıkça benim uykum arttı. uyudum bi güzel, oh iyi ki de uyumuşum. işteyim ve yıllık denetim için hazırlıklara başlamam gerekiyor.
bu arada 1 aydan fazladır elimde sürünen iğrenç bir kitap vardı ki sonunda o da bitti. yaşasın! yahu ibret-i alem için adını vermezsem çatlarım. "Eroinle Dans" , yazarı Canan Tan. okumayın arkadaşım. kazara elinize geçti diyelim, derhal bırakın ve kaçın. şu ana kadar eroinle ilgili okuduğum en kötü kitaptı. hayır bunu geçtim de kitap sonunda yazarın notu olarak; eroinle ilgili bir çok kitap yazılmış fakat ben size bir de bunu edebi bilmemne olarak sunmak istediğimden böle bi kitap yazdım da, çok araştırdım da, doktor arkadaşlarımdan yardım aldım da bıdı bıdı bıdı diye bir yazı gördüğümde çıldırdım. kitap yanımda olsaydı da size bir kaç cümle yazabilseydim keşke. gülmekten yarılırdınız eminim. ömer seyfettinin çocuk hikayeleri bile daha olgun bir dille yazılmıştır eminim. öfff aklıma geldikçe sinir oldum.
neyse..
bak aklım yine kitaba takıldı, 'neyse' bile işe yaramıyor.
haydi açtım ben işime gücüme.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


