hoopp, az biraz geriye döneyim.
bundan bir hafta önce adamın biri geldi ofise. her zamanki gibi müşterilerden ya da ustalardan biri sandım. adam bir ara dışarı çıktı sonra elinde testereyle geldi. höytt nolii lan moduna girmedim tabiki, burda olağan birşey bu. herkes elinde testereyle ofisimize gelebilir. garipsediğim herhangi bir davranış yoktur ofis sınırları içerisinde. 5 dk sonra o testereyle, tuvaletin ışığını açmak için de etrafından dolandığımız, mutfağı girişten ayıran L şeklindeki paravanın tuvalet kapısı tarafından kaçak el penceresi açtığını gördüm (malum paravanı dolanmadan ışığı açmak maksat). töbeee, ne alaka lan üstüne vazifemi diye düşünmeden edemediysem de gayet edebilmiş gibi davranıp duyarsızca gidip masama oturdum. lan adam 10 dk sonra da geldi karşıma oturdu, buranın numarasını alabilir miyim diye ofis telefonlarını aldı, benle tanıştı ve burda çalışmaya başladığını söyledi. ben de saf saf "hmmm öyle mii, depoda mı ?" diye sordum. "yok burda" dedi ofisi kastederek. içimden "a.ha sıçtık ya of puff lan nereye yerleşcek" diye düşünmeye başladım, minnacık ofisimizi ve sadece patrona ve bana yetecek kadar olan 2 tanecik odasını düşündüm. ardına içimi kaplayan hüznü ve beynimi titreten siniri anlatmama gerek yok sanırım. neyse, bi 10 dk sonra patroncuğumla tekrar odama gelip takdim edildiler kendileri şahsıma.. "M.K Bey'e bir yer ayarlamamız lazım Marla Hanım, ne düşünüyorsunuz, ne yapabiliriz?"..bu sorunun altında yatan anlamı açıklayayım hemen. "canım kusura bakma, bok gibi olan işinin tek iyi yönü olan ofisteki rahatlığını elinden almak üzereyim, bunu kendin için en az acılı hale getir". sonuç itibariyle odama yeni bir masa ve sandalyeyle yerleşen M Bey ile 1 haftadır çalışıyorum ve çıkmazdayım lan. işi bırakma isteğim 25 katına çıktı. adamın beni zoraki sohbetlere soktuğu bir anda-daha ilk günden hem de- şükür konusu geldi ki ben de obsesif bozukluğumdan bahsettim espriyle karışık bir halde. çünkü oturduğundan beri sallanan ayaklarını durdurmanın başka bir yolu yoktu. "aaa hemen ona bir çözüm bulayım" diyerek masanın bana doğru olan kısmına bir pano yerleştirerek ayaklarını görüş alanımdan izole edebildiğini düşünüp, yine (!) bir sorunu çözmenin(!!!) verdiği rahatlamayla yüzüne o gevrek gülümsemeyi oturttu. halbuki anlatamazsın işte, amcacım bu senin bildiğin gibi basit bir sorun değil demeyi ne kadar istediysem de diyemedim. sorun benim çünkü.
şimdi nasıl geçiyor günüm? akşama kadar salladığı ayaklarının bedenini sarsışı ile karşımda sürekli sallanan bir beden var. o bedenin elinde zaman zaman tespih de oluyor. masasında da tık tık tık eden saati var. arada bir de ıslık çalıyor. ekstra katmerli bu herif. bense elimde olmadan içimde büyüyen sinirimi kontrol altına almaya çalışıyorum. konsantrasyon zayıflığı zirvede. kaslarm gerim gerim geriliyor. 1 hafta önce "ohh beee kavuştum" dediğim sağlığım beni tekrar terk etmekle tehdit ediyor. napçam lan ben!
şimdi de mesela kulaklıklarla müzik dinliyor olmama rağmen ısrarla konuşup saçma sapan sohbetlere çekmeye çalışıyor beni.
Nick Cave bile dinlendiremiyor beni yeminlen!
ha bir de ilk gün şey dedi: " ben buraya radyo getirip dinlesem rahatsız olur musunz?"
hemen, "eğer kulaklıkla dinlerseniz olmam tabi ki" dedim.
ayy sonra bunu demesem başıma gelecekleri düşündüm. grrrr, staj günlerinde çektiğim işkenceler geldi aklıma, Aşk FM falan. bıyyyyyyyyyyy....



2 yorum:
o halde bu şekilde patates patronlar İSTEMİYORUZ!
kılıcımı kuşandım derhal!
Yorum Gönder