CANIM SIKINTI SINIRI
Aydınlıkta köhneliği belirginleşen
ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum.
Öylesine bağsız ve yeğniyim ki
bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum.
Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi;
yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa,
olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor.
Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok;
ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok.
Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben.
Yere, göğe, zamana, denize, kayalara
ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi?
Bu kutla tanrının yönetkenliğinde,
olmayan ellerimle bir yok-tanrı'yı tutuyor
ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.
Kefe'lerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor,
diğerine duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor,
işte yetkin eşitlik...
her gün her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor.
Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi
birgün başka bir eskiciye vereceğim,
o gün, tozanlarım her bir yana dağılıp
toprağın suyun ölümsüzlüğüne eklemlenecekler
ve ben özgürleşeceğim.
--Nilgün Marmara--
4 yorum:
hayatın neresinden dönülse kârdır
aynen
gözlerim doldu okurken,kırpıştırmak zorunda kaldım.
çok çok çok beğeniyorum bunu, hislere tercüman olmak bu oluyor sanırım..
Yorum Gönder